• BIST 106.843
  • Altın 142,630
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Ankara 20 °C
  • İstanbul 23 °C
  • Konya 21 °C
  • Antalya 25 °C
  • Diyarbakır 23 °C
  • Erzurum 13 °C
  • İzmir 24 °C
  • Rize 23 °C

Başörtüsü Eylemleri'nde Bu Hafta(FOTO)

Başörtüsü Eylemleri'nde Bu Hafta(FOTO)
Ankara'da 523., Sakarya'da 548., Konya'da 444.,

"Hesap Günü gerçek adalet terazisinin kurulduğu, herkesin hakkını alacağı günler yakındır."

ANKARA İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ PLATFORMU’NUN

12 MART 2016 TARİHLİ 523. HAFTA BASIN AÇIKLAMASI

Değerli misafirler! Basın açıklamamıza hoş geldiniz.

Anayasa Mahkemesi kararıyla Cumhuriyet Gazetesi’nden Can Dündar ve Erdem Gül’ün cezaevinden tahliye edilmeleri son günlerin en çok tartışılan konusu. Sözde; çıkarılan kanunların Anayasa’ya uygunluğunu denetlemek üzere kurulmuş olan Anayasa Mahkemesi, aslında siyasi iktidarların icraatlarını kontrol altında tutmak üzere kurulmuş bir vesayet müessesesi. Zira adı Anayasa Mahkemesi ama Anayasa’yı çiğnemek kendisine mahsus bir hakmış gibi davranıyor. Anayasa Mahkemesi’nin kararları; gerekçe yazılmadan açıklanamayacağı, Resmi Gazete’de yayınlanmadan yürürlüğe girmeyeceği ve dahi davalara esastan müdahil olamayacağı açık iken Anayasa Mahkemesi’nin, Anayasa’ya, Parlamento ve Devlet’e meydan okurcasına aldığı keyfi kararları durduracak bir merciin olmaması sözün bittiği yer. Açıklanan gerekçe ise, işledikleri hukuk cinayetini itiraf mahiyetinde. Bu vesile ile Türkiye’deki hukuk sistemi üzerinde biraz durmak istiyoruz.

Hz. Ömer (r a) “Adalet mülkün (devletin, iktidarın) temelidir” buyurmuştur. Bu söz mahkeme salonlarında asılıdır, ancak manası bile unutturularak bir slogan haline dönüştürülmüştür. Mahkemeler ve kanunlar adaleti sağlayamadığı için herkes kendi fikrine göre adaleti sağlama gayretine girmiş, bu yüzden bugün cezaevlerinde yatacak yer bile kalmamıştır. Baklava çalan çocukları on yıldan fazla cezaevine tıkan mahkemelerin 28 Şubat Dönemi’nde bankaların içlerini boşaltıp milyar dolarları çalan anlı şanlı işadamlarımıza(!) her hangi bir ceza verdiğini duymadık.

12 Eylül 1980’de Anayasa ve Parlamento’yu ilga eden darbeci generalleri tebrike giden Anayasa Mahkemesi’nin 2007’de Cumhurbaşkanlığı seçiminde 367 üyeyle toplanma kararını bugün bile savunabilen yok. Yargı mensupları yargının tarafsızlığından değil her zaman bağımsızlığından bahsederler. Ancak yargılamalarında hiçbir zaman adil olduklarını söyleyemeyiz. Mesela; ilk yargılandıkları dönemde 10-15 yıl hapis cezası alan Sivas Davası sanıkları 28 Şubat döneminden sonra davaları Yargıtay’da bozularak yeniden yargılanmışlar, Madımak Oteli’ni kimin yaktığı bulunamamasına rağmen 33 kişiyi idamla cezalandırılmışlardır. İlginçtir; sanıklardan Bülent Düğenci Sivas olayları sırasında otobüs şoförü olarak İstanbul’da seferde olmasına, bir diğer sanık Alim Özhan araba satışı için Antakya’da noterde olmasına rağmen idam cezasından kurtulamamışlardır. Anayasa Mahkemesi’ne “Bireysel Başvuru Hakkı” tanınması sonrası Bülent Düğenci; “kendisini olaylar sırasında Sivas’ta eylemde gördüğünü söyleyen polis memurunun önceden hazırlanmış tutanağı imzaladığını, kendisini Sivas’ta görmediğini, bu durumu gerekirse mahkeme ifade edebileceğini söylemesine rağmen, mahkemenin polis memurunu dinlememesi yüzünden haksız ceza aldığını” ifade ederek Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştur. Anayasa Mahkemesi hatayı Yargıtay’ın yapması dolayısıyla başvuruyu reddetmiştir. Bülent Düğenci usule uygun bir şekilde iç hukuk yolları tamamen bittiği için Anayasa Mahkemesi’ne başvuruyor ve ret kararı veriliyor. Can Dündar olayında ise henüz sanıklar mahkemeye bile çıkmadan Anayasa Mahkemesi davaya esastan müdahil olarak karar veriyor. Bu karar zaten basında çeşitli yönleriyle yeterince tartışılıyor. Ancak haberler arasında bize en ilginç gelenleri ise şöyle: ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden Türkiye ziyaretinde Can Dündar konusu ile çok yakından ilgileniyor ve konuyu halledeceğini söylüyor. Her halde bu güvence yüzünden olsa gerek Can Dündar mahkemeye tutukluluğuna itiraz dilekçesi bile vermeye lüzum görmüyor. Sonuç ortada. Biz dava konusu vatan hainliğine varan casusluk iddialarına konumuzun dışında olduğu için girmiyoruz bile. Ama bu memlekette bazıları daha eşit. Bülent Düğenci gibi binlerce mahkum haksız yere zindanlarda çile çekmeye devam etsin. Devlet şimdi de kendisinden 500 bin TL zarar-ziyan parası ile 4500 TL yemek parası istiyormuş. Tabii, adalet mülkün temeli ya!

Hesap Günü gerçek adalet terazisinin kurulduğu, herkesin hakkını alacağı günler yakındır.

Bütün insanların akıl, nesil, can, mal ve din emniyetlerinin sağlandığı bir dünyada buluşmak temennisiyle katılımlarınız için teşekkür ederiz.

ANKARA İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ PLATFORMU

 

Sakarya 548. Hafta: Mültecilerin Her Türlü İstismarına Hayır!

Sakarya Adalet ve Özgürlükler Platformu, 548. hafta açıklamasında, mültecilerin Avrupa Birliği’yle pazarlık konusu edilmesi, mültecil ölümleri ile kadın mültecilere yönelik istismarlar eleştirildi. Çatışma sürecinin ise toplumsal barışı ve kardeşlik bağlarını yaraladığı belirtildi.

Sakarya Adalet ve Özgürlükler Platformu, 548. hafta açıklamasında, mültecilere yönelik istismar, Suudi Arabistan öncülüğünde kurulan “İslam Ordusu” ve çatışma sürecinin ülkedeki toplumsal barış, adalet ve kardeşliğe verdiği zarar gündem oldu. Platform adına Sakarya Dayanışma Derneği’nden Sacide Uras’ın okuduğu açıklamada ayrıca geçtiğimiz günlerde vefat eden Kamile Şahin için taziye mesajı verildi. Uras, “Öyle günlere geldik ki, insanlık artık pazarlık konusu olmuş. Kaç yıldır bize “insan odaklı siyaset” diye anlatılanlar, meğerse önce kapalı kapılar ardında, şimdi uluorta yürütülen “Kayseri pazarlığı”nın kod adıymış!.. Mültecilik iktidar sahipleri için koz, yerini yurdunu terk etmek zorunda kalmış mülteciler içinse trajediye dönüştü. Ve bu trajedi öyle çok kanıksandı, ölümlere o kadar çok alışıldı ki, Ege kıyılarına ölüsü vuran mülteciler ancak üçüncü sayfa haberi olabiliyor. Cansız bedeni 2015 eylülünde Bodrum sahilinde bulunan Aylan Kürdi bebeği hatırladınız mı? Peki, o günden bu yana 540 Aylan bebeğin daha boğulduğundan haberiniz var mı? Günde ortalama iki çocuk Ege’nin acı sularına gömülüyor, ne kadar farkındayız?” dedi.

Uras, kadın ve çocuk mültecilere dönük istismarları da gündeme getirerek şu ifadeleri kullandı: “Kayseri’de,  imam nikâhıyla evli olduğu kişi tarafından sokağa terk edilen Mafe Zafur, önce Antep’te bir kamyon kasasında yaşayan ağabeyinin yanına sığındı. Sonrasında ise yaşadığı bu ağır travmanın etkisiyle av tüfeğiyle o masum canına kıydı. Suriyeli kız çocuğu Mafe Zahur, intihar ettiğinde daha 15 yaşındaydı. Küçücük dünyası, hayasızca bir şekilde tarumar edildi, geleceği yok edildi. Ve ne yazık ki, bu tür istismarlara karşı hâlâ en ufak bir çare düşünülmüş değil.” Açıklamada İsrail ve Suudi Arabistan ile geliştirilen ilişkiler de eleştirilerek “Siyonist ve emperyalist devletleri kendisine müttefik, Müslüman halkları ise kendisine tehdit görenlerle derinleşen strateji kime hizmet edebilir? Peki, böyle bir “stratejik derinlik”te geliştirilen ilişkilerin, kaç masum canı daha yakacağını hiç düşünüyor musunuz?” denildi.

 

Açıklamada, ülkedeki çatışma sürecinin toplumsal barış, adalet ve kardeşliğe verdiği tahribata da dikkat çekilerek şöyle denildi: “Tüm bunlar olup biterken, halimiz tam da Ziya Paşa’nın beyitlerindeki gibi: “Onlar ki verir lâf ile dünyaya nizâmât, bin türlü teseyyüp bulunur hânelerinde.” O iktidar sahipleri ki dünyaya laf ile nizam vermeye kalkışırken, kendi hanelerimizi viran ediyor; yakıyor, yıkıyor! Peki, memleketin bir yanı böylesine kanarken, bir halk şiddetin en ağır haliyle ezilirken, her türlü hak ihlalinin en ağırı gerçekleştirilirken; memleketin diğer yanının olan bitene kayıtsız kalması ibret verici değil mi? Böylesine bir toplumsal parçalanmışlıktan, böylesine bir duygusal kopuştan sonra insanları bir arada hangi güç tutabilir? Yıkılan evler yapılır elbet ama yıkılan barış umutları, kırılan gönüller artık nasıl onarılabilir? Aslında sadece birkaç ilçeye değil, tüm geleceğimize operasyon çekildiğini anlamamız için daha kaç zaman geçecek?” Açıklama,  Fatih Akıncıları Onursal Başkanı Mehmet Şahin'in eşi Kamile Şahin’in vefatıyla ilgili taziye mesajıyla son buldu: “28 Şubat’a giden süreçte eşine yapılanlar karşısındaki onurlu ve dik duruşuyla, ümmetin yetimlerine kucak açtığı ve onlar için gecesini gündüzüne kattığı güzel örneklikleriyle anılacak olan Kamile Şahin’e, Rabb’imizden rahmet, Mehmet Şahin abimiz ve tüm sevenlerine sabr-ı cemil niyaz ediyoruz.”
 
Sakarya Adalet ve Özgürlükler Platformu, 548. Hafta Açıklaması
 
Değerli dostlar, duyarlı Sakarya halkı;
 
Öyle günlere geldik ki, insanlık artık pazarlık konusu olmuş. Kaç yıldır bize “insan odaklı siyaset” diye anlatılanlar, meğerse önce kapalı kapılar ardında, şimdi uluorta yürütülen “Kayseri pazarlığı”nın kod adıymış! Suriye krizinin en başından beri yangına körükle gittiği için eleştirdiğimiz siyasal iktidarın temsilcileri, artık bu meselede Avrupa Birliği’yle yaptığı maliyet hesaplarıyla, hibe pazarlıklarıyla anılır hale geldi. Gerçekten yaralayıcı, utanç verici bir hal! 
 
Mültecilik iktidar sahipleri için koz, yerini yurdunu terk etmek zorunda kalmış mülteciler içinse trajediye dönüştü. Ve bu trajedi öyle çok kanıksandı, ölümlere o kadar çok alışıldı ki, Ege kıyılarına ölüsü vuran mülteciler ancak üçüncü sayfa haberi olabiliyor. Cansız bedeni 2015 eylülünde Bodrum sahilinde bulunan Aylan Kürdi bebeği hatırladınız mı? 
 
Peki, o günden bu yana 540 Aylan bebeğin daha boğulduğundan haberiniz var mı? Günde ortalama iki çocuk Ege’nin acı sularına gömülüyor, ne kadar farkındayız? Ya İzmir'de bir satıcının, şapkasını düşürdüğü gerekçesiyle Suriyeli bir çocuğu havaya kaldırıp yere fırlatmasına ne demeli? Bu insanlık dışı hal, nasıl bir yozlaşmışlığın sonucudur, hiç düşünüyor muyuz? 
 
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde yaşanan başka bir trajedi ise ülkemizdeki mültecilerin, özellikle kadın ve çocuk mültecilerin ne tür istismarlara maruz kaldığını ortaya koydu. Kayseri’de,  imam nikâhıyla evli olduğu kişi tarafından sokağa terk edilen Mafe Zafur, önce Antep’te bir kamyon kasasında yaşayan ağabeyinin yanına sığındı. Sonrasında ise yaşadığı bu ağır travmanın etkisiyle av tüfeğiyle o masum canına kıydı. 
 
Suriyeli kız çocuğu Mafe Zahur, intihar ettiğinde daha 15 yaşındaydı. Küçücük dünyası, hayasızca bir şekilde tarumar edildi, geleceği yok edildi. Ve ne yazık ki, bu tür istismarlara karşı hâlâ en ufak bir çare düşünülmüş değil. 
 
Peki, amel defterlerinin açıldığı gün gelip, Rabb’imizin “Diri diri toprağa gömülen kıza sorulduğunda, "Hangi günahtan dolayı öldürüldü?" diye.” ayeti tecelli ettiğinde, bunun hesabının ne kadar çetin olacağının farkında mıyız?
 
Tüm bu acılar, iktidar sahipleri için Avrupa kapılarında Kayseri pazarlıklarının konusu olmaktan ibaret. Diğer yandan ise bu trajedilerin sürüp gitmesinde pay sahibi devletlerle görüşmeler ve ittifaklar da tam gaz devam ediyor. 
 
Siyonist medya, “Türkiye kamuoyunun 'İsrail, Türkiye'nin dostudur' fikrine alışması için süreye ihtiyacı olduğu” haberleri yapıyor. Yine İsrail basının hakkında “Suud, İran'a karşı bizi müttefik olarak görüyor” dediği Suudi Arabistan, güya İslam Ordusu kuruyor. Ev sahipliğini, yaptığı askeri tatbikatı ise Kral Selman ile Mısır'ın darbeci lideri Sisi birlikte oturup izliyor. 
 
Siyonist ve emperyalist devletleri kendisine müttefik, Müslüman halkları ise kendisine tehdit görenlerle derinleşen strateji kime hizmet edebilir? Peki, böyle bir “stratejik derinlik”te geliştirilen ilişkilerin, kaç masum canı daha yakacağını hiç düşünüyor musunuz?
 
Değerli dostlar, 
 
Tüm bunlar olup biterken, halimiz tam da Ziya Paşa’nın beyitlerindeki gibi: 
 
“Onlar ki verir lâf ile dünyaya nizâmât, bin türlü teseyyüp bulunur hânelerinde.” 
O iktidar sahipleri ki dünyaya laf ile nizam vermeye kalkışırken, kendi hanelerimizi viran ediyor; yakıyor, yıkıyor! 
 
Peki, memleketin bir yanı böylesine kanarken, bir halk şiddetin en ağır haliyle ezilirken, her türlü hak ihlalinin en ağırı gerçekleştirilirken; memleketin diğer yanının olan bitene kayıtsız kalması ibret verici değil mi? Böylesine bir toplumsal parçalanmışlıktan, böylesine bir duygusal kopuştan sonra insanları bir arada hangi güç tutabilir? 
 
Yıkılan evler yapılır elbet ama yıkılan barış umutları, kırılan gönüller artık nasıl onarılabilir? Aslında sadece birkaç ilçeye değil, tüm geleceğimize operasyon çekildiğini anlamamız için daha kaç zaman geçecek? 
 
Gerçeklerin, “kayyum medyası”nın gösterdiği gibi olmadığını görmek için daha ne kadar canımız yanacak? 
 
Platformumuz, 10 yıldan beri ısrarla; herkesin insanca, hakkıyla, esenlik içinde ve özgürce yaşadığı günler için toplumsal barış ve adalet çağrısını yaparken, bugün geldiğimiz yer gerçekten ibretliktir. 
 
Güç ve iktidarı elinde tutmak için toplumun tüm geleceğinin ateşe nasıl sürebileceğini gördükten sonra, sorumluluğumuzun bir kat daha arttığının farkındayız. Ama yine de, Müslümanca bir tavırla, barış demekten, kardeşlik demekten, hakkı müdafaa etmekten geri durmayacağız. 
 
Bu haftaki açıklamamızı, Fatih Akıncıları Onursal Başkanı Mehmet Şahin'in eşi Kamile Şahin’in vefatından duyduğumuz teessürü ifade ederek bitirmek istiyoruz. 
 
28 Şubat’a giden süreçte eşine yapılanlar karşısındaki onurlu ve dik duruşuyla, ümmetin yetimlerine kucak açtığı ve onlar için gecesini gündüzüne kattığı güzel örneklikleriyle anılacak olan Kamile Şahin’e, Rabb’imizden rahmet, Mehmet Şahin abimiz ve tüm sevenlerine sabr-ı cemil niyaz ediyoruz. 
 
Rabb’imizden, hepimize can emanetini teslim edeceğimiz güne kadar, gösterdiği hak yolda, Müslümanca yürümekten vazgeçmeme iradesi vermesini diliyoruz. 
 
Sakarya Adalet ve Özgürlükler Platformu adına Sakarya Dayanışma Derneği
 
KONYA İNANÇ ÖZGÜRLÜKLERİ PLATFORMU 444. HAFTA BASIN AÇIKLAMASI
Rahman, Rahim, Allah’ın adıyla

Bir zaman Rabbi İbrahim'i bir takım emirlerle sınamış, İbrahim onların hepsini yerine getirmiş de Rabbi şöyle buyurmuştu: "Ben seni insanlara önder yapacağım." İbrahim de, "Soyumdan da (önderler yap, ya Rabbi!)" demişti. Bunun üzerine Rabbi, "Benim ahdim zalimleri kapsamaz" demişti. ( Bakara 124 )
Sevgili dostlar değerli basın mensupları; Kuran Allahtan inen son mesajdır. Allah dinini kemale erdirmiştir bize olan nimetini tamamlayıp din olarak bize İslam’ı seçip ondan razı olduğunu belirtmiştir. Şu halde Allah din olarak sadece İslam dan razıdır. Allah katında tek makbul din İslam’dır. İslam’dan başka din (yaşam tarzı) arayanların bu çabaları Allah katında kesinlikle merdud tur ve kabul edilmeyecektir. Allah mülkün yegâne sahibidir mülkünde ortak kabul etmediği gibi hükmünde de ortak kabul etmez. Gökte ilah o olduğu gibi yeryüzünde yani insan hayatında da sadece ilah odur. Allah insanı yaratmış ama onu kendi arzuları heva ve hevesi ile baş başa bırakmamıştır insanın hayat düzenini başka insanların hayat anlayışlarına da Terk etmemiştir insanı kendisine kul olması için yaratan Allah onun kendi cinsinden başka kullara kulluk etmesinden de asla ve asla hoşnut değildir ve olmayacaktır Tarih boyunca İslam’ın gerçek anlamda toplumların dini olmaması için kitleleri yanıltmak maksadıyla onların önüne İslam görünümlü batıl projelerin sürüldüğü bilinen bir gerçektir. Devamlı olarak İslam dışı düşünce ve pratiklerin İslam sanılması için bir takım tuzaklar ve hileler hazırlanmıştır bu şeytani tuzaklar daima var ola gelmiştir bu şeytani oyunları bozmak ve dini Allah a has kılmak ise peki ala mümkündür bu iş için sahip olduğumuz hazinemiz kitabımız kuran ve risale tine her gün onlarca kez şehadet ettiğimiz resulümüz Muhammed (s.a.v) in kendisi ve onun pak sünnetidir.

Bundan dolayıdır ki Müslüman halkların Ademi hilafeti ve İbrahim’i imameti tesis etmeleri gerekmektedir. İslam dışı hiç bir sistem Müslümanların genel kabulüne mazhar olmayacaktır.




ADEMİ HİLAFETİN VE İBRAHİMİ İMAMETİN BİZLERİN ELLERİ İLE TESİSİNİ GÖRMEYİ ÜMİT EDİYORUZ.
Bir başka İslam coğrafyası olan Bangladeş’te cemaati İslami liderlerine yönelik kıyım devam etmektedir. Mir kasım ali hakkın da verdiği idam kararını onaylayan Bangladeş mahkemeleri bu karar la Bangladeş’teki alimleri hedef alan infaz kararlarını İslam coğrafyalarının sessizliğinden faydalanarak katliamlarına çekinmeden devam etmektedir. Şimdiden şehadetini tebrik eder cemaati islami camiasına ve Müslüman Bangladeş halkına sabrı cemil niyaz ederiz.

Sudanın önde gelen islami hareket liderlerinden hasan turabinin geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etmesi islam aleminde derin bir üzüntüye sebeb olmuştur. Bizlerde bu üzüntüyü paylaşıyor kendisine Allahtan rahmet dileriz

Tarihin bir ibret levhası olduğu sonu kan ve zulümle bitecek heyecanların bulunmadığı tevhit ve adalet üzere kurulu bir dünyada yaşama umudu ile hepinizi 445. Haftada aynı yer ve saatte buluşmak üzere Allah’a emanet ederiz.

KONYA İNANÇ ÖZGÜRLÜKLERİ PLATFORMU 3 Cemaziyülahır 1437 12 / 03/ 2016
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim