• BIST 97.859
  • Altın 145,775
  • Dolar 3,5783
  • Euro 3,9984
  • Ankara 21 °C
  • İstanbul 23 °C
  • Konya 21 °C
  • Antalya 22 °C
  • Diyarbakır 32 °C
  • Erzurum 22 °C
  • İzmir 20 °C
  • Rize 19 °C

Başörtüsü Eylemleri'nde Bu Hafta(FOTO)

Başörtüsü Eylemleri'nde Bu Hafta(FOTO)
Ankara'da 474., Sakarya'da 496.,

"Biz nerede yanlış yapıyoruz da, Allah- u Teâlâ’nın (cc) yardımından mahrum kalıyoruz?”

ANKARA İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ PLATFORMU’NUN
14 MART 2015 TARİHLİ 474. HAFTA BASIN AÇIKLAMASI

Değerli misafirler! Basın açıklamamıza hoş geldiniz.

15 Mart 2015 tarihinde Suriye dramı dört yılını geride bırakmış olacak. Bu süre içinde sadece Suriye’de üç yüz binden fazla insan; kadın, çocuk, yaşlı, genç demeden Suriye ordu güçlerince tank, top ateşi varil bombaları ve kimyasal silahlarla katledildi. Yüzbinlerce yaralı, milyonlarca mülteci binbir güçlük içinde hayatta kalma mücadelesi veriyor. Sadece Türkiye’deki mülteci sayısı iki milyona ulaştı. Emperyalist batı ülkelerinin güdümündeki BM, bu süre içinde Suriye’de devlet eliyle işlenen bu katliamları bırakın önlemeyi, Türkiye’deki mültecilere yaptığı göstermelik gıda yardımlarını bile durdurdu. Zaten BM’nin Türkiye’deki mültecilere bugüne kadar yaptığı gıda yardımı 250 milyon dolarken, Türkiye’nin yaptığı yardım 5.5 milyar dolar. Anlaşılan o ki; ABD ve Siyonist İsrail güdümündeki Batı dünyası, Suriye’de taş taş üstünde kalmayıncaya ve savaşacak insanlar birbirini tüketinceye kadar Suriye’yi seyretmeye devam edecekler.

ABD’nin işgalinden bu yana Irak’ta da akan kan durmuyor. Bir milyondan fazla insanın ölümüne sebep olan ABD işgali sonrası Irak halkı rahat yüzü görmedi. Savaş ve katliamlar hâlâ devam ediyor. Bölgede ajanlar cirit atıyor. Sosyal medyada esen IŞİD fırtınası Müslümanların vahşeti ve kana susamışlığı imajını zihinlere kazıyor. Son olarak IŞİD’e katıldığı iddia edilen üç İngiliz kızın Suriye’deki Kanada ajanlarından yardım aldığı ortaya çıktı. Yani emperyalist güçler oyun içinde oyunlar kurarak İslâm topraklarında Müslümanları birbirlerine kırdırmakla kalmıyor, etkisi nesiller boyu sürecek fitne tohumları ekmekten de geri durmuyorlar. Bu hengâmede Müslümanların yüreğini kanatan acı gerçek ise; İslâm topraklarındaki bu katliamların ya işbirlikçi hain rejimler, ya emperyalistlerin oyununa gelmiş Müslüman geçinen gafiller tarafından işleniyor olması. İran’ın dört yıldır, zalim Esed yönetimi ile beraber Suriye’de Müslüman kanı döktüğü yetmemiş olacak ki, bugün başını ABD’nin çektiği koalisyon güçleri ile beraber Irak’ta batılıların işlediği katliamlara ortak oluyor. Geçmişte ABD’yi büyük şeytan olarak niteleyen İran, şimdi ABD ile işbirliği içinde Şii Hilalini oluşturuyor. IŞİD ise kendisine tabii olmayan Müslümanları önce tekfir edip sonra katlediyor. Bütün Müslüman gruplarla savaşıyor ama nedense şerlerinden İsrail nasibini almıyor. Bu güne kadar zalim Esed güçleri ile bir çatışmaya girdiğini de duymadık. Mısır ve Bangladeş’te zalim ve darbecilerin emrindeki yargı, Müslümanlara sudan sebeplerle idam kararları verirken idama karşı olduklarını söyleyen çevrelerden hiç ses çıkmıyor.

İslâm topraklarındaki bu manzara karşısında artık Müslümanların “Biz nerede yanlış yapıyoruz da, Allah- u Teâlâ’nın (cc) yardımından mahrum kalıyoruz?” sorusunu kendilerine sormanın ve cevabını bulmanın zamanı gelmedi mi? Allah (cc)’ın gönderdiği dini tartışma konusu yapan, müctehid imamları beğenmeyip hafife alan ve alay eden Müslümanlar; hiçbir ilmi olmadan Kur’an ve Hadis meallerinden hüküm çıkarırken kendileri de müctehitlik yapmış olmuyorlar mı? İslâm Dini’ni hayatlarımıza rehber etmeyip sadece tartışmalarda bir ideoloji gibi kullanmaya kalkışırsak Allah-u Teâlâ (cc) bize rahmet eder mi? Lider ve şeyhlerin İslâm’a aykırı emirlerini kayıtsız şartsız yerine getirenler onları rab ve ilah edinmiş olmuyorlar mı? Soruları daha da çoğaltabiliriz. Ancak biz İslâm’ı hayatımıza hakim kılmadıkça, mükellefiyetlerimizi yerine getirmedikçe, anlaşmazlıklarımızı İslâm fıkhına göre çözmedikçe imtihanı kazanamaz, hem bu dünyada, hem de ahirette zilletten kurtulamayız.

Bütün insanların akıl, nesil, can, mal ve din emniyetlerinin sağlandığı bir dünyada buluşmak temennisiyle katılımlarınız için teşekkür ederiz.

ANKARA İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ PLATFORMU

 

 

 

 

Sakarya’da gerçekleştirilen 496. hafta basın açıklamasında milletvekili aday adaylarına seslenilirken “Hadi ülkede tabiat katliamı yapılırken seslerini çıkarmadılar diyelim, peki şehrin göllerinden dağlarına kadar tüm çevresi katledilirken bu vekillik iddiası taşıyan arkadaşları herhangi bir çevre eyleminde gören, buna ilişkin herhangi bir itirazı gündeme getirirken gören duyan kimse var mıdır?” ifadelerine yer verildi.

Kadrican Mendi tarafından okunan basın açıklamasında “Toplumsal guruplar arasında süratle ortadan kalkan güven duygusunu yeniden tesis edebilmek tüm seçim zaferlerinden daha önemlidir. Hiç bir seçim tek başına bir halkın kaderini belirleme yetkisine sahip olmamalıdır.” ifadelerine yer verildi.

Açıklamanın tamamı şu şekilde:

Sakarya Adalet ve Özgürlükler Platformu 496. Basın Açıklaması

Genel seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte siyaset pazarı tezgahını bir kez daha açtı.

Seçime girecek partilerin adaylarının belirlenmesi öncesinde en büyük hareketlenme iktidar partisi aday adayları arasında görülüyor.

Peki kim bu adaylar; öncelikli sıfatları henüz sürecin en başında iken 7500 tl yani bir asgari ücretlinin 8 aylık maaşını başvuru ücreti olarak verebilecek servete sahip olanlar şeklinde ortaya çıkmakta.

Ki bu şahısların yukarıdaki paranın seçimlere kadar onlarca, belki yüzlerce mislini harcamayı göze alabilen kişiler olduğunu kolayca iddia edebiliriz.

Yani tüm çıplaklığıyla önümüzde duran gerçek; milleti temsil etme, siyaset yapma iddiasında olanlarda, entellektüel ve ahlaki yeterlilikten önce parasal yeterlilik arandığı gerçeğidir.

Bu durum; eğer zengin değilseniz yani yoksulsanız, yani bin lira ile ayı geçirmek zorundaysanız, söyleyecek sözünüzün olmasının, sözünüzün değerli olmasının hiç bir anlamı olmadığı gerçeğini yüzünüze çarpmaktadır aynı zamanda.

Ama hadi haksızlık yapmayalım; diyelim ki adam zengin ama millete vekalet etmenin diğer şartlarını da haiz, millete hizmet etmek aşkıyla kendini paralamakta, gözünü budaktan sakınmamakta...

O zaman şu ihtimalleri göz önünde bulundurmalı; sırf zengin diye bu sayın adaylara haksızlık etmemeliyiz.

Bu sayın aday adayları pekala, mesela ülke insanını ilgilendiren en temel meselelerde halka öncülük etmiş, zor zamanlarda bir adım öne çıkmış, doğruyu bedelini ödemek pahasına savunmuş, bunun için emeğini, vaktini, parasını, zamanını harcamış olabilir!

Peki o zaman halkın hangi meselelerine sahip çıkmış olmalarını beklersiniz bu adaylardan?

Mesela millet aşkıyla yanan bu adaylar, yoksulun hakkını savunmuş mudur?

Asgari ücret köleliğiyle, taşeron sömürüsüyle ile ilgili, hadi eylemden de vazgeçtik, iki kelam etmişler, zülfü yare dokumuşlar mıdır hiç ?

Sendika hakkına, tazminat meselesine ilişkin bu halka vekalet etme anlamında hangi çabayı sergilemişlerdir?

Yolsuzluk, iltimas, adam kayırma, rüşvet, hukukun çiğnenmesi gibi halkı derinden sarsan sorunlar karşısında bu adaylar nerede hangi tarafta durmuşlar, kokusu ayyuka çıkan akçeli-alengirli işler karşısında tek bir itiraz dahi getirmiş, milleti teskin edecek tek bir tavır sergilemişler midir?

Hadi ülkede tabiat katliamı yapılırken seslerini çıkarmadılar diyelim, peki şehrin göllerinden dağlarına kadar tüm çevresi katledilirken bu vekillik iddiası taşıyan arkadaşları herhangi bir çevre eyleminde gören, buna ilişkin herhangi bir itirazı gündeme getirirken gören duyan kimse var mıdır?

Şişirilmiş C.V.’lerle arz-ı endam eden bu sayın vekil aday adayları gerçekten halkın vekilleri olma çabasında mıdırlar?

İddiaları buysa o zaman lütfen hayatlarının her hangi bir anında çok sevdiklerini iddia ettikleri bu halk için yaptıkları tek bir fedakarlık göstersinler bize.

İşte o zaman niyetlerinin aslında makam, mevki, statü olmadığına inanalım.

Yoksa bu arkadaşlar, siyasete; ben iktidara tüm benliğimle itaat ettim, her dediğini yaptım, çalıştım şimdi de vekilliği hak ettim gibi bir yerden yaklaşıyorlarsa o zaman kusura bakmasınlar, halkın vekili değil iktidarın memuru olmaya aday adayı olmaktadırlar.

Aziz  hemşehrilerimiz, bildiğiniz gibi son 3-4 yılda ülkenin en hayati meseleri dahi günlük siyasetin aracı haline getirilmiştir.

Tüm siyaset; ne yaparsa yapsın “lidere şartsız itaat” etmek üzerine kurulduğundan, korkunç bir yozlaşma ülke insanlarını kuşatmaktadır.

Gezi olayları esnasında dönemin başbakanının meydanlara çıkıp “Kabataş’ta başörtülü bacımı taciz ettiler” iddiasıyla kitleleri provoke etme çabası hamdolsun ki tutmamış, halk arasında dindarlar ve “diğerleri” üzerinden kurgulanmaya çalışılan çatışma gerçekleşmemiştir.

Ancak iktidar yandaşlarının, bu olayın apaçık bir yalan olduğu ortaya çıkmış olmasına rağmen, hala fütursuzca aynı kepazeliği devam ettirme çabasında olmaları, karşı karşıya olduğumuz ahlaki çürümüşlüğün tarihe geçecek bir ispatıdır.

Bu açık provokasyonun hesabı mutlaka sorulacak ve halkı birbirine düşürme peşindeki tüm şeytani çabalar elbette yine bu halk tarafından boşa çıkarılacaktır.

Aziz Sakarya halkı, yaşadığımız kritik süreçte, yaşanması muhtemel her türlü provokasyona karşı uyanık olmalı, duyduğumuz haber ve söylentilere tepki vermeden önce işin aslını öğrenmeye çalışmak gibi bir tutum sergilemek zorundayız.

Bugün ülkenin insanları en temel ahlaki ve insani değerler ve duyarlılıklar etrafında bir araya gelmek zorundadır.

Toplumsal guruplar arasında süratle ortadan kalkan güven duygusunu yeniden tesis edebilmek tüm seçim zaferlerinden daha önemlidir.

Hiç bir seçim tek başına bir halkın kaderini belirleme yetkisine sahip olmamalıdır.

Önümüzdeki seçimin toplumu adalet temelinde ikna edebilecek, yeni bir “toplumsal sözleşme” yolunda atılacak bir adım olarak görülmesi, ve bunun zeminini oluşturacak “Yeni bir Anayasa “nın “nasıl bir meclis tarafından yapılabileceği” meselesinin masaya yatırılması gerektiğini düşünüyoruz.

Bu haftaki açıklamamızı; Gazze Şeridi’nde Filistinlilerin evlerini yıkmak üzere harekete geçen İsrail işgal güçlerine ait buldozerlerin önüne geçerek durdurmaya çalışırken, kasıtlı olarak ezilen ve hayatını kaybeden ABD vatandaşı Rachel Corrie’nin 12. ölüm yıldönümünde, yani “dünya vicdan günü”nde, o güzel insanın sözüyle bitirmek istiyoruz;

“Zulüm bizdense ben bizden değilim”

Adalet ve tevhidi ilke edinmiş bir siyasetin yüksek rakımlı koltuklarda değil, ancak hayatın içinde inşa edilebileceği inancıyla, önümüzdeki hafta yine karşınıza çıkıncaya kadar hepinizi Allah’a emanet ediyoruz.

SÖP adına Sakarya Dayanışma Derneği

Haber Videosu

 - 

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim