• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Ankara 17 °C
  • İstanbul 12 °C
  • Konya 17 °C
  • Antalya 18 °C
  • Diyarbakır 18 °C
  • Erzurum 10 °C
  • İzmir 22 °C
  • Rize 11 °C

Baas zulmü kan kaybediyor

Ahmet Varol

Baas zulmü ve destekçileri, direnişçilerin kararlılığını kırma amacıyla yürüttükleri psikolojik savaş için yaydıkları haber ve söylentilerde baharla birlikte kontrollerinden çıkmış bölgelere yönelik geniş çaplı  operasyon planladıklarını söylüyorlardı. Bunun için on binlerle ifade edilen milis güç desteğinden söz ediliyordu. Ama Allah’ın izniyle baharla birlikte rejim güçleri ve destekçileri önemli kayıplar vermeye başladılar. Bu kayıplar sürerken direnişçiler de yeni stratejik noktaları ele geçiriyorlar. 

Bir süre önce rejimin askerî faaliyetleri açısından önem taşıyan İdlib’in kontrolü direnişçilere geçti. İdlib’in kaybı rejim güçleri açısından aynı zamanda önemli moral kaybı ve çöküş anlamına geliyordu. Çünkü bu şehir, ülkenin batısında Halep ile Lazkiye arasında rejim açısından savunma hattı sayılan önemli bir noktada yer alıyor. Bu özelliğinden dolayı da rejim oraya büyük bir askerî yığın yapmış, cephane oluşturmuştu. Zira son aşamada Suriye’nin tümünü kontrolünde tutamazsa, küresel güçlerle işbirliği yaparak tümüne hakim olamadığı bir ülkenin tümünü de kaybetmemek için kurmayı planladığı ikinci devleti bu bölgede oluşturmayı hesapladığı muhtelif yorumlarda dile getirilmişti. Zira buranın daha ilerisi Baas’ın kitlesel tabanı sayılan Nusayrilerin yoğunlaştığı bölgeler olarak bilinir. 

İdlib’in kaybının rejim güçlerine ve destekçilerine ciddi moral kaybettirdiği aradan fazla zaman geçmeden hemen ilerisindeki Cisru’ş-Şuğur şehrini de terk edip kaçmalarından anlaşıldı. Gelen haberlerden direnişçilerin, Baas rejiminin yaz başkenti sayılan ve deniz üssünün yer aldığı, aynı zamanda kitlesel tabanı olarak bilinen Nusayrilerin yoğunlaştığı bölgenin de merkezi durumundaki Lazkiye’ye doğru ilerledikleri anlaşılıyor. Bu yazıyı yazmamızdan önce internetteki Arapça kaynaklarda yayınlanan haberlerde çatışmaların Lazkiye’nin kırsal bölgesinde yoğunlaştığı ifade ediliyordu. 

İdlib ve Cisru’ş-Şuğur’dan çekilen zulüm güçlerinin Lazkiye’nin kırsalında çok fazla direneceklerini sanmıyoruz. Önemli olan bu bölgenin merkezi olan şehrin ele geçirilmesidir. Eğer direniş bunu başarırsa Allah’ın izniyle Baas’ın Rusya ve İran’ın deniz yoluyla gönderdiği yardımları almakta kullandığı en önemli kanalı kesmiş olacak. Aynı zamanda “ikinci devlet” planını da tamamen denize atma imkânı doğacak. Çünkü o zaman bir yandan da Halep üzerinden devam eden ilerlemeyle zulüm güçleri batıdan ve kuzeyden tamamen kıskaca alınmış olacaklar. 

Bu arada güney cephe de ihmal edilmiyor. Bir bölümü siyonist işgali altındaki Golan tepelerinde kalan Kunaytıra’nın doğu kısmının direnişçilerin kontrolüne geçtiği haber veriliyor. Burası ise başkent Şam’ın hemen güneyinde, Şam’daki Kasyun dağının tepesinden görülebilen bölgelerdir. 

Rejim güçlerinin kara çatışmalarında sadece mevki değil önemli sayıda can kaybettikleri haberlerde ifade ediliyor. Öldürülenler arasında Lübnan’daki Hizb’in adamlarının ve İran’ın yönlendirmesiyle gönderilen milislerin de çıkması dikkatlerden kaçmıyor tabii. Beşşar Esed’in Savunma Bakanı Fehd Casim Fureyc son Tahran ziyaretinde yaptığı açıklamada “İran’ın desteği olmasaydı bütün bu yaptıklarımızı başaramazdık” diye boşuna konuşmadı. 

Zulüm güçleri karada kaybettikleri mevzilerin intikamını havadan uçaklarla ateş yağmuru yağdırarak almaya çalışıyorlar. Çünkü ellerinden çıkan bölgelerde yaşayan insanların tümünü “öldürülebilir” kategorisine girmiş sayıyorlar. Zaten Baas rejiminin henüz ayakta kalmaya devam ediyor olmasının birinci sebebi İran’ın desteği ise ikincisi de kendisine karşı direnenlerin bir hava gücünün veya hava saldırılarına karşı savunma mekanizmasının olmamasıdır. 

Her ikisi de zulüm rejimine önemli oranda avantaj ve kuvvet üstünlüğü sağlamıştır. Ama bütün bunlara rağmen direniş, kararlılığından geri adım atmadı. Çünkü Baas karşısında hak ve özgürlük mücadelesini başlattıktan sonra iki ölümden birini seçmekten başka bir yollarının olmadığını biliyorlardı. Ya teslim olup aşağılanarak ya da direnerek onurla öldürülmek. Direnmenin ucunda zorluklara rağmen zalimlerin saltanatına son verme ümidi de vardı. Katiller direnenleri kararlılıkla mücadeleye yönelten bu etkeni görmek istemedi, gücün kendilerini üstün kılacağını zannettiler. 

yeniakit

Bu yazı toplam 424 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim