• BIST 81.712
  • Altın 147,398
  • Dolar 3,8050
  • Euro 4,0356
  • Ankara 1 °C
  • İstanbul 5 °C
  • Konya 1 °C
  • Antalya 11 °C
  • Diyarbakır -4 °C
  • Erzurum -16 °C
  • İzmir 8 °C
  • Rize 3 °C

Avrupa döktüğünü toplamak istemiyor

Ahmet Varol

Perşembe günü Avusturya’nın başkenti Viyana yakınlarında A4 otoyolu üzerinde terk edilmiş bir kamyonun karoserinde elli mültecinin cesediyle karşılaşılması bütün Avrupa’da sarsıntıya neden oldu. Cesetlerin bulunduğu kamyonun tespit edildiği saatlerde yine Viyana’da Batı Balkan Ülkeleri Konferansı düzenleniyordu. Konferansın da ana konusu Avrupa’nın mülteciler sorunuydu. O yüzden konferansa Batı Avrupa ülkelerinin önde gelenlerinin yöneticileri de iştirak ediyorlardı. 

Viyana’daki konferansa katılan yöneticiler her ne kadar açıklamalarıyla ve konuştukları bazı formüllerle imaj kurtarma operasyonları yaptılarsa da gerçekte Avrupa, mülteciler sorunundan ziyade kendine çözüm arıyordu. Çünkü küresel emperyalizme hizmet eden ülkelerdeki zulüm rejimlerinin ayakta kalmasını isteyen Avrupa, diktatörlerin hüküm sürmek için sergiledikleri vahşetten kaçanların da kendi evlerine sığınmalarını ve başlarına dert olmalarını istemiyordu. Ama gittikçe artan ve önü alınamayan insan akımına da “makul” bir çözüm üretmesi gerekiyordu. 

Tam Viyana’da meselenin konuşulduğu günde bu şehrin yakınlarında insan cesediyle dolu bir kamyona rastlanması kara sınırlarından sığınmaların, denizden gerçekleşen sığınmaları aratmayacak derecede kapsamlı ve düşündürücü hal aldığını gözler önüne serdi. 

Karadan sığınmaların önüne geçmek için insan akımına muhatap ülkelerin sınırlarına elektrikli çitler döşendi. Ama sığınmacılar yerine göre bu çitleri de aşarak sınırı geçme girişiminde bulunmaktan çekinmiyor. Bunun yanı sıra kamyonlardan ve tırlardan bazıları karoserlerinde yük değil insan nakli yapıyorlardı. 

Son dönemde kara sınırlarından kaçak yollarla geçiş yapmaya çalışanlara karşı polis şiddetine başvurulması, hakaretlerde bulunulması da insan akışını önleyemedi. Çünkü geçiş yapmaya çalışanlar can kurtarma derdinde. Coplardan kaçmıyor, coplara rağmen zorlamayı tercih ediyorlar. Hakaretlerin zaten anlamını bilmediklerinden sahibine geri dönüyor. 

Viyana’daki toplantıda “çözüm için” sınır güvenliğinin artırılması ve bu amaçla mülteci akımlarının olduğu sınır bölgelerine daha fazla polis yerleştirilmesi önerildi. Bu yöndeki öneri ve istekler bizim Avrupa’nın gerçekte mülteci meselesine değil kendine çözüm aradığı yönündeki tespitimizi haklı çıkarıyor. Can kurtarma derdindeki insanların yüzlerine bütün kapıları kapatarak meseleyi çözme hesapları aynı zamanda Viyana’da gayet “insancıl” bir imaj sergilemeye çalıştığı gözlemlenen Avrupa’nın sahtekârlığını da gözler önüne seriyor. 

Oysa bu insanlar hırsızlık için evini basma niyetiyle değil canlarını kurtarabilmek için senin evine sığınma talebiyle kapını zorluyorlar. Bütün girişleri sıkıca kapatarak ve bekçilerle engeller oluşturarak kendine çözüm üretebilirsin. Ama asıl önemli olan o insanların canlarını kurtarmak için bir çözüm üretmektir. 

Bazılarının önerileri daha insaflı ve mutedildi. Fransa İçişleri Bakanı Bernard Cazeneuve mülteci akımlarının olduğu sınırlarda geçiş merkezleri oluşturulmasını, buralarda gerekli altyapının kurulmasını ve kimin sığınma amacıyla kimin ekonomik sebeple geldiğinin tespit edilerek ekonomik sebeplerle gelenlerin ülkelerine geri gönderilmesini, sığınma amacıyla gelenlerin kabul edilmesini önerdi. Bu amaçla özellikle insan akımının en yoğun olduğu iki ülke durumundaki İtalya ve Yunanistan’da bu tür merkezler kurulmasını teklif etti. 

Tartışmanın konularından biri de yükün adil dağıtımı konusuydu. Bazı ülkelerin temsilcileri, “bu yükün çoğunu biz taşıyoruz eğer Avrupa Birliği âdil bir paylaşım yapmazsa kapıları kapatacağız” anlamına gelen ve bir bakıma tehdit niteliği taşıyan açıklamalar yaptılar. Hollanda temsilcisinin açıklaması bu türden bir tehdit niteliğindeydi. Oysa Avrupa Birliği ülkelerinden hiçbirinin üstlendiği yük henüz Türkiye, Pakistan, Ürdün ve Lübnan gibi ülkelerden birinin üstlendiği yükün miktarına ulaşmış değildir. Ama tabii kardeşin kardeş evine sığınmasıyla bir yabancı evine sığınmak zorunda kalınmasını bir tutmuyoruz. 

Bu arada Slovakya ile Çek Cumhuriyeti’nin Müslüman mültecileri kabul etmeyeceğine dair açıklamasını da dikkatten uzak tutmamalıyız. Bu tavır Avrupa’ya hâlâ Ortaçağ döneminden kalma haçlı zihniyetinin hâkim olduğunun göstergesidir.

yeniakit

Bu yazı toplam 302 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim