• BIST 107.921
  • Altın 153,999
  • Dolar 3,8353
  • Euro 4,5054
  • Ankara 5 °C
  • İstanbul 7 °C
  • Konya 2 °C
  • Antalya 11 °C
  • Diyarbakır -1 °C
  • Erzurum -10 °C
  • İzmir 6 °C
  • Rize 5 °C

Anlaşma çözüm olacak mı?

Ahmet Varol

BM gözetiminde imzalanan Suheyrat Anlaşması’nın özünü Halife Haftar’ın liderliğinde oluşturulan ve Mısır sınırına çok yakın bir yerdeki Tobruk şehrini kendine merkez edinen fitne hareketini Libya’daki siyasi yapılanmaya etkin bir şekilde ortak etme amacı oluşturuyor. Daha önceki pazarlıklarda BM’nin Libya özel temsilcisi Berdardino Leon’un Trablus’taki siyasi yapıyı temsil edenlerden istediği sahayı tamamen Haftar grubuna terk etmeleriydi. “Uluslararası kamuoyu (!)”nun kendilerini tanımamaları gerçeğini önlerine koyarak, Haftar’ın önünü kesmeyi başarsalar da diplomatik ablukayı yarmalarının mümkün olamayacağına dikkat çekiyordu. Küresel emperyalizmin de Libya’da halk devriminin siyasi yapılanmasının Trablus’ta şekil almasına ve Haftar isyanının bir fitne hareketi olmasına rağmen diplomatik alanda Tobruk’taki hükümeti ve meclisi muhatap alması da gerçekten düşündürücüydü. Bu tavır aynı zamanda BM’nin çözümden yana değil Haftar hareketi lehine taraflı bir strateji izlediği gerçeğini gözler önüne seriyordu. 

Fakat Leon, Trablus’taki siyasi organizasyonun sahadan tamamen çekilmeyi kabul etmeyeceğini de tahmin ediyordu. Bu konudaki dayatmalar bir bakıma ölümü gösterip sıtmaya razı etme politikasıydı. Nitekim BM Leon vasıtasıyla ölümü gösterdi sonra Martin Kobler vasıtasıyla, fitneci hareketle paylaşıma razı olmayan veya payların dış güçlerin yahut silahın baskısına göre değil halk desteğine göre belirlenmesinde ısrar eden kişi ve çevreleri devre dışı bırakarak Trablus’taki siyasi mekanizmayı sıtmaya razı etmeyi başardı. Bunun için Trablus’taki Genel Ulusal Kongre (GUK)’nin bazı ileri gelenlerinin yanı sıra Tobruk’taki meclisten de ayak bağı olacakları tahmin edilenler by pass edildi. 

GUK eski başkanı Nuri Busehmin ve Tobruk’taki meclisin başkanı Akile Salih İsa, Suheyrat Anlaşması’na imza atanların bunu meclisleri temsilen değil kendi adlarına yaptıkları iddiasında bulundular. 

GUK sözcüsü Ömer Hamidan da bu meclisin kendi adına kimseyi görevlendirmediğini dolayısıyla anlaşmanın çözüm getirmeyeceğini aksine daha çetrefil hale sokacağını söyledi. 

Ama BM’nin imza atanları “taraf” kabul etmesi işi bitiriyor. 

Anlaşmanın imzalanmasının ertesi günü yani 18 Aralık Cuma günü Trablus’ta bir gösteri düzenlendi. Katılanlar anlaşmanın Libya’yı tamamen Batı güdümüne soktuğunu söylüyorlardı. Ancak katılanların sayısının çok olmaması dikkat çekiyordu. Bunda belki halkın devam eden sorundan artık bıkmasının ve her ne şekilde olursa olsun bir çözüme kavuşturulmasını arzu edenlerin sayısının artmasının etkisi vardı. 

Bununla birlikte anlaşmaya imza atanların Trablus ve Tobruk’taki siyasi kadroların tamamen dışında oldukları söylenemez. Fakat anlaşıldığı kadarıyla her iki taraftan da; yapılan pazarlıklar sonucu varılan çözüm formüllerini kabul etmeyecekleri dolayısıyla işin daha fazla uzamasına neden olacakları tahmin edilenlerin tamamen devre dışı bırakılması için bazı taktiklere başvurulmuştu. 

İmza atan ekibin içinde yer alan Muhammed Şuayb, anlaşmanın soruna çözüm getireceği konusunda iddialı konuştu ve karşı çıkanlara direneceklerini söyledi. 

Geçiş hükûmetini kurmakla ve başbakanlığını üstlenmekle görevlendirilen Fayiz Serrac da benzer şeyler söyledi ve anlaşmanın çözüm getireceğini iddia etti. Serrac, Tunus yönetiminden destek beklentisi içinde olduklarını ifade etti. Tunus son pazarlıklara ve görüşmelere de ev sahipliği yapmıştı. Bilindiği üzere Tunus’taki mevcut hükûmet, halk devrimiyle iktidara geçen İslâmî çizgideki kadrodan laik ve Batıcı kadroya yumuşak geçiş yöntemiyle iktidarı elde etmiş bir hükûmettir. 

Böyle iddialı konuşulmasında tabii uluslararası güçlerin desteğinin önemli payı var. Fakat asıl önemli olan içeride uzlaşma ve istikrar sağlanmasıdır. Anlaşma Trablus ve Tobruk’taki siyasi mekanizma arasında silah bırakma anlaşması sayılabilir. Ama ülkede bunların her ikisinin dışında kalan ve Suheyrat Anlaşması’yla ilişkileri olmayan dolayısıyla silah bırakmayacakları tahmin edilen oluşumlar da var. 

Anlaşanların aralarındaki pazarlıkların ve ihtilafların ülkedeki sistemin şekillendirilmesi ve kadrolaşma aşamasında da süreceği tahmin edilebilir. O yüzden birçok yorumcunun da dile getirdiği üzere bu anlaşmayla sorunun tamamen kapandığı, her şeyin bittiği ümidine kapılmamak gerekir.

yeniakit

Bu yazı toplam 445 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim