• BIST 98.314
  • Altın 144,066
  • Dolar 3,5732
  • Euro 3,9941
  • Ankara 6 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Konya 11 °C
  • Antalya 18 °C
  • Diyarbakır 10 °C
  • Erzurum 2 °C
  • İzmir 14 °C
  • Rize 11 °C

ALLAH’IN KISKANÇLIĞI

Abdullah Dai

Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor:

                                   Sa"d b. Ubâde:

                                   —Ya Rasulallah, hanımımın yanında bir adam bulsam, dört şahid getirinceye kadar ona dokunmayacak mıyım? Diye sordu.

                                   Rasulullah (s.a.s.):

                                   “Evet!” cevabını verdi.

                                   Sa"d:

                                   —Asla olmaz! Seni, hak (din) ile gönderen Allah"a yemin ederim ki, ben onu, bundan önce mutlaka kılıçla tepeleyiveririm! Dedi.

                                   Rasulullah (s.a.s.) :

                                   “Efendinizin söylediğine kulak verin! O, hakikaten gayûrdur (kıskançtır), amma ben, O"ndan daha gayûrum, Allah"da benden gayûrdur!” buyurdular.(1)

                                    Bu hadisin şerhinde şunlar beyan edilmiştir:

                                    “Sa"d b. Ubâde (r.a.), Hazrec kabilesinin reisi idi. Mârudî ve diğer ulemânın beyanlarına göre Sa"d"ın kâhiren, Peygamber (s.a.s.)"e itiraz gibi görünen sözleri, hakikatta itiraz ve muhalefet değil, âdeti ifâde ve ihbârdır. Karısını yabancı bir erkekle münasebet hâlinde gören kimseyi, birden gazab ve hiddet kaplar ve onu derhâl öldürür. Bu hususta Allah"a âsî olup olmayacağını düşünmez. İşte Sa"d (r.a.), bu hâli anlatmak istemiştir.

                                   Gayûr: Gayretli demektir.

                                   Gayret: Esasen men"etmek mânâsına gelir. Karısını, başkasına bakmak, konuşmak ve emsâli alakalardan men" eden erkeğe Arablar, gayûr derler. Türkçe"de buna, kıskançlık denir. Burada ondan murad, hamiyyet ve izzet-i nefistir. Gayret, bir kemâl sıfatıdır. Onun için Rasulullah (s.a.s.), Sa"d (r.a.)"ın gayûr olduğunu, kendisinin Sa"d"dan daha gayûr, Allah"ın O"ndan da gayûr olduğunu haber vermiştir.

                                   Müteâkib rivayette, bu ifadeden sonra:

                                 “Gayretinden dolayıdır ki Allah, kötülüklerin âşikârını, gizlisini haram kılmıştır.” buyurarak, gayretullahdan murad ne olduğu tefsir ve izah edilmiştir. Yalnız insan gayretinde insan hâlinin değişmesi ve ızdırâb gibi şeyler vardır. Bunlar, Allah Teâlâ hakkında müstehil, yani imkânsızdır.

                               Kadî ı yâz (rh.a.), gayreti şöyle izâh etmiştir:

                               Gayret, ihtisâs ifâde eden bir şeyde ortak bulunmak sebebiyle kalbi değişmesinden ve gazabın heyecâna gelmesinden alınmadır. Bu, en ziyâde karı ve koca arasında olur.”(2)

                              Muğire b. Şu"be (r.a.) anlatıyor:

                              Ensar"dan Hazrec"in seyidi Sa"d ibn Ubâde:

                              —Eğer ben, hanımımın yanında (yabancı) bir erkek görsem onu, kılıcımın geniş yüzü ile değil, keskin tarafı ile vurur öldürürdüm, dedi.

                             O"nun bu sözü, Rasulullah"a ulaştı da Rasulullah (s.a.s.):

                             “Sa"d ibn. Ubâde"nin bu gayret ve hamiyetinden (kıskançlığından) hayret mi ediyorsunuz? (Hayret etmeyin!) Vallahi ben, elbette Sa"d"dan daha kıskancım. Allah da benden daha kıskançtır. İşte Allah"ın bu gayretinden dolayıdır ki Allah, açık, kapalı bütün çirkin işleri haram kılmıştır.

                             Allah"dan daha çok hücceti seven hiçbir kimse de yoktur. İşte bundan dolayıdır ki Allah, birçok mübeşşirler ve münzirler göndermiştir.

                            Bir de Allah Teâlâ"dan fazla Medh ve senâyı seven kimse de yoktur. İşte bundan dolayıdır ki, kendisine itaat edenlere cenneti va"detmiştir.” Buyurdu. (3)

                               İbn Battal (rh.a.) şöyle demiştir:

                               “Rasulullah (s.a.s.), bu ifâde ile yüce Allah"ın kullarına mükâfatlarını vermek için kendisine itaat etmeleri, lâyık olmadığı şeylerden kendisini tenzih etmeleri ve nimetleri dolayısıyla O"nu övmeleri sebebiyle onları medh etmek istemiştir.” (4)

                                Önderimiz Rasulullah (s.a.s.)"in hadislerinde, Rabbimiz Allah için beyan edilen kıskançlık, yani “gayret kelimesi, kendisine aid olan bir şeye başkasının el atmasından duyulan öfke anlamındadır. Tamamen insanlar arasındaki ilişkilerle alâkalı şeyler için kullanılan bu kelime, Allah için kullanıldığında mü"minnin, Allah"ın haram kıldığı bir şeyi yapmasında duyduğu öfkeyi ifade eder. Yüce Allah, insanların, haram kıldığı şeyleri yapmalarını istemez. Bu mânâda Allah"ın kıskançlığı, mü"minler için bir maslahattır. Çünkü insanlar haramı irtikâb ederlerse, ceza görürler. Hâlbuki Allah, kullarının cezaya müstehak olmalarını istemez. Bunun için onların haram işlemelerini istemez.  Dolayısıyla kıskançlık kelimesi burada, insanların haram işlemelerini istememek anlamında kullanılmıştır. Bu hususun, bir insanın ailesini kıskanması ile mukayese edilmesi ve hemen peşinden de Allah"ın o insandan daha kıskanç olduğunun belirtilmesi, dikkate değer bulunmalıdır.” (5)

                                 Konu ile ilgili Rasulullah (s.a.s.)"in diğer hadislerine dikkat edilecek olunursa, Allah"ın kıskançlığı daha iyi anlaşılır…

1-     Esmâ (r.anha)"dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

                                       “Allah kadar gayretli (kıskanç) hiçbir şey yoktur.” (6)

                                 2-   Ebu Hüreyre (r.a.)"den.       

                                       Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

                                       “Mü"min kıskanır, amma Allah"ın kıskançlığı daha şiddetlidir.” (7)

                                 3-   Abdullah ibn Mes"ud (r.a.)"den.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Allah"dan daha kıskanç hiçbir kimse yoktur. İşte bundan ötürüdür ki Allah, açık, kapalı bütün fuhşiyatı haram kılmıştır. 

                                       Bir de Allah"dan ziyade övülmeyi seven kimse yoktur.” (8)

4-     Ebu Hüreyre (r.a.)"den.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

                                        “Muhakkak ki Allah, mü"minler hakkında gayret ve hamiyet gösterir (kıskanır). (Mü"minler de kıskanır). Allah"ın gayreti (Kıskanması), Allah"ın haram kıldığı fenâ şeyleri, mü"minlerin işlemesinden dolayıdır- yahud: İşlemesi içindir.” (9)

                                5-   Mü"minlerin annesi Âişe (r.anha)"dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

                                    “Ey Muhammed ümmeti, Allah"a yemin ederim ki, erkek kulunun veya dişi kulunun zinâ edişinden dolayı Allah Teâlâ kadar kıskanç olan hiçbir kimse yoktur.” (10)                

                                    Allâme İbn Hacer el- Askalânî (rh.a.), bu hadisin şerhinde şunları kaydeder:

“Rasulullah (s.a.s.)"in sözünde geçen kıskançlık, aslında eşler arasında olan ve insanın iç dünyasında çalkantılar/değişiklikler meydana getiren bir duygudur. Böyle bir duygunun Allah için düşünülmesi imkânsızdır, muhaldır. Çünkü Allah Teâlâ, her türlü değişiklikten ve noksandan münezzehtir. Bu yüzden buradaki kullanımın mecâzî olduğunu kabul etmek gerekir. Konuyla ilgili olarak şu açıklama yapılmıştır:

Kıskançlığın doğal sonucu, kişinin sahib olduğu ve sorumluluğu altında bulunan şeyleri koruması, bunlara göz diken kötü niyetli kimseleri uzaklaştırmasıdır. İşte Allah Teâlâ, söz konusu kötü fiili kullarına yasakladığı, bunu yapanları azab ile tehdid ettiği için Peygamber (s.a.s.), kıskançlık sıfatını Cenâb-ı Hakk için kullanmıştır.” (11)

“Erkek kulunun veya dişi kulunun zinâ edişinden dolayı Allah Teâlâ kadar kıskanç olan hiçbir kimse yoktur.” İfâdesinden murad:

                                        Allah"ın men"ettiği kadar, günahları hiçbir kimse men"edemez ve Allah"ın kerih gördüğü kadar onları hiçbir kimse kerih göremez, demektir. Yoksa Allah Teâlâ hakkında kıskançlığın hakikî mânâsını murad etmek imkânsızdır.” (12)

                                        Abdullah b. Mes"ud (r.a.)"ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.):

                                        “Medih, Allah Azze ve Celle"den daha çok kimseye makbul değildir. Bundan dolayı kendini mehdetmiştir.

                                          Allah"dan daha kıskanç da kimse yoktur. Bundan dolayı kötülükleri haram kılmıştır.

                                         Hiçbir kimseye özür, Allah"dan daha makbul değildir. Bundan dolayı Kitab"ı indirmiş, Peygamberler göndermiştir.” (13)

                                        “Allah Teâlâ"ya nisbetle gayret (kıskançlık), bir şeyi mü"min kuluna men"etmesi ve haram kılmasıdır.

                                         İmam Nevevî (rh.a.) diyor ki:

                                         “Bunun hakikatı, kullar için maslahattır. Çünkü kullar, Allah"a senâ ederler, O da onlara sevab verir. Bu sûretle kullar faydalanırlar. Allah Teâlâ ise, bütün âlemlerden ganîdir. O"na, kulların medhu senâsı fayda vermediği gibi, onu terk etmeleri de bir zarar vermez.”

                                       Hadis-i şerif, Allah"a hamdu senâda bulunmanın ve O"na tesbih, tehlîl ve tahmid gibi zikirleri dilden bırakmamanın faziletine delildir.

                                      “Hiç kimseye özür, Allah"dan daha makbul değildir.” Cümlesi hakkında Kadî l yâz (rh.a.):

                                       —İhtimal buradaki özürden murad, kulların yaptıkları hatâlardan dolayı Allah"dan özür dilemeleri, günahlarından tevbe etmeleri, Allah"ın da onları af buyurmasıdır, diyor.” (14)

                                       Buraya kadar “Allah"ın kıskançlığı” konusunda Rasulullah (s.a.s.)"in sahih hadislerini ve bu konuda açıklamalar yapan yetkili İslâm âlimlerin görüşlerini naklettik… Hadislerden ve âlimlerin açıklamalarından anlaşıldığı gibi, Rabbimiz Allah Azze ve Celle, insan kulları için helâl- Haram hududunu belirleyen, eşi, benzeri ve ortağı olmayan yegâne hak İlâh"dır! O"nunla hudut yarışına giren her kimse, Rabliğinde ve İlâhlığında O"na ortak olmak istemektedir… İnsanlar için helâl- haram, yani serbest ve yasak sınırlarını belirlemeye, bu konuda kendi hükümlerini geçersiz sayan tağutlara itaat edip destekleyen ve yardımcı olanlar, onları, Âlemlerin Rabbi Allah yerine kendilerini rab edinmişlerdir… (15)

                                      Yegâne önderimiz ve hayat örneğimiz Rasulullah (s.a.s.), Sa"d b. Ubâde (r.a.)"ın kıskançlığını beyan buyurmuş ve bunun tabiî olduğunu belirtmiştir… Yegâne hayat nizamı ve Allah katında ondan başka din olmayan İslâm"da kadın, kendisinin nikâhında bulunduğu erkeğine aittir… Kadın, yalnız ve yalnız nikâhlı kocasıyla buluşabilir… Nikâhlı kocasına ait olan kadın, nefsine ve şeytana uyarak, kocasından başka bir erkekle cinsî buluşması, haram olup zinâ fiilini gündeme getirir… Zinâ işleyerek, büyük günahlardan birisini gündeme getiren nikâhlı kadın, Rabbi Allah"a âsî olmuş, nikâhındaki kocasına ihanet etmiştir… Zinâ hâlinde iken, kocası tarafından yakalanan kadın, ya kocasının kıskançlık duygularının öfkesiyle kocasının eliyle öldürülür, ya dört şahidin gerektiği gibi şahidlik etmesiyle “recm edilerek” hayatına son verilir, ya da “Liân”, yani lânetleşme gündeme gelir… Konu, imkân ve duruma göre değerlendirilir… (16)

                                     Kocanın, zinâ hâlinde gördüğü karısını öldürerek cezalandırması, yalnızca kendisine ait olanda ortak kabul etmeyişinden dolayıdır… Çünkü kadın, nikâhında bulunduğu kocasına aiddir ve bu konuda kocasının ortağı asla olamaz…

                                     Sa"d b. Ubâde (r.a.) gibi bütün evli muvahhid erkekler kıskançtırlar… Bu haklı kıskançlıkları, katıksız imanlarının gereğidir…

                                   Sa"d b. Ubâde (r.a.) kıskançtır, Rasulullah (s.a.s.), O"ndan kıskançtır, Âlemlerin Rabbi Allah Azze ve Celle de, Rasulullah"dan daha kıskançtır!..

                                   Yegâne önderimiz ve hayat örneğimiz Rasulullah Muhammed (s.a.s.)"in kıskançlığının şiddetli oluşu, namus ve ırz konusunda olduğu gibi, önderlik ve örneklik konusundadır da!

                                   Rabbimiz Allah, Rasulullah (s.a.s.)"i, katıksız iman eden mü"min müslüman kullarına hayat örneği (17) ve kendisine itaat edilmesi gereken önder kılmıştır… (18)

                                 “Kim Rasule itaat ederse, gerçekte Allah"a itaat etmiştir.”(19) buyuran Rabbimiz Allah, Rasulullah (s.a.s.)"e itaat etmenin önemini beyan etmiştir…

                                 Ebu Hüreyre (r.a.)"ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

                                “Her kim bana itaat ederse, Allah"a itaat etmiştir. Her kim bana isyan ederse, Allah"a isyan etmiştir.” (20)

                                 Allah Teâlâ:

                                 “De ki: "Allah"a ve Rasulüne itaat edin." Eğer yüz çevirirlerse şübhesiz Allah, kâfirleri sevmez.” (21) buyurarak, Allah"a ve Rasulü (s.a.s.)"e itaat etmenin mutlak olduğu ve bu itaattan tamamen yüz çevirip egemen tağutlara itaat edenlerin “Allah"ın sevmediği kâfirlerden” olduğunu beyan eylemiştir…

                                  En son Nebî ve en son Rasul Rasulullah Muhammed (s.a.s.), hayat önderi ve örneğidir… Siyasetiyle, ekonomisiyle, hukukuyla, eğitimiyle, ferdî ve ailevî hâlleriyle hayatın bütününde Rasulullah (s.a.s.)"i önder ve örnek edinmek gerek… Bu konuda başka önderler ve örnekler edinenler, Rasulullah (s.a.s.)"e itaat etmekten yüz çevirenlerdir… Böyle bir yüz çevirmenin de hükmü bellidir!..

                                 Yegâne Rabbimiz ve İlâhımız Allah Teâlâ, Rububiyyet ve Ulûhiyet konusunda eşi, benzeri ve ortağı yoktur!

                                “Hüküm yalnızca Allah"ındır.” (22)

                                “Kim Allah"ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, kâfirlerin tâ kendileridir.” (23)   

                                Ve “İşte onlar, zâlimlerin tâ kendileridir.”(24) ve “İşte onlar, fasıkların tâ kendileridir.” (25)

                                “Yoksa onların birtakım ortakları mı var ki, Allah"ın izin vermediği şeyleri dinden kendilerine teşri" ettiler (bir şeriat kıldılar)? Eğer o fasıl kelimesi olmasaydı, elbette aralarında hüküm (karar) verilirdi. Gerçekten zalimler için acı bir azab vardır.” (26)

                               Âlemlerin Rabbi Allah kıskançtır… Mülk yani egemenlik O"nundur, hüküm yalnızca O"na aiddir… O, mülkünde ve hükmünde ortağı olmayandır ve asla ortaklığı kabul etmeyendir!..

                               “Mülk elinde bulunan (Allah) ne yücedir. O, her şeye güç yetirendir.” (27)

                              “(Allah,) kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz.” (28)

                              “O"nun hiçbir ortağı yoktur.” (29)

                               Hakikat bu iken, her kim Allah"a ortak kabul eder, yani şirk koşarsa Allah, onu asla affetmeyecektir… Rabbimiz Allah Teâlâ böyle buyurmakta ve şirk koşanların Allah"a büyük iftira ettiklerini beyan etmektedir:

                               “Gerçekten Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar. Kim Allah"a şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur.” (30)

                              Rabbimiz Allah Teâlâ, beyan buyurduğu haram sınırları çiğneyen ve o sınırı tanımayanlara karşı çok kıskançtır ve O"ndan daha kıskancı yoktur! Çünkü onlar, Allah"dan başka ilâhlar ve rabler edinmişlerdir… Allah"a şirk koşmuş ve ihanet etmişlerdir…

Gerek hevâsını, gerekse bir başkalarını ilâhlaştırıp itaat edenler, Allah"a şirk koşmuş ve Allah ile hudud yarışına girmişlerdir… Onlar egemen oldukları bölgelerde Allah"ın yasakladıklarını serbest bırakmış, serbest kıldığını da yasaklamışlardır… Hevâlarından kaynaklanan hükümleri geçerli, Allah"ın hükümlerini geçersiz kılmış, yasaklamış ve Allah"ın hükümlerine göre hareket etmek isteyenleri, anarşist, terörist ve vatan haini ilân edip şiddetli cezalandırmışlardır…

                           Yalnız ve yalnız kendisine şirk koşmadan ibadet etsinler diye yarattığı insan kullarına, (31) rızasına uygun yolunu gösteren Rabbimiz Allah şöyle buyuruyor:

                          “Bu, benim dosdoğru olan yolumdur. Şu hâlde ona uyun. Sizi, O"nun yolundan ayıracak (başka) yollara uymayın. Bununla size tavsiye etti. Umulur ki, korkup sakınırsınız.” (32)

                            Ebu Vâil"den.

                            Abdullah ibn Mes"ud (r.a.) şöyle demiştir:

                            —Mü"minleri, Allah"dan ziyade kötülüklerden koruyan yoktur. Mü"minlerin en büyük koruyucusu olduğu için Allah, açık- gizli büyün kötülükleri, çirkin işleri haram kılmıştır.

                           Ravî Amr İbn Murre dedi ki:

                           Ben, Ebu Vâile:

                           —Sen, bu hadisi Abdullah ibn Mes"ud"dan işittin mi? Diye sordum.

                           Ebu Vâil:

                           —Evet, ben bunu, Abdullah"dan işittim, dedi.

                           Ben, yine O"na:

                          —Abdullah ibn. Mes"ud, bu hadisi Peygamber"e yükseltti mi? Dedim.

                          O:

                         —Evet, yükseltti! Dedi. (33)

                       Allah, hiçbir ortağı olmayan tek Rabb ve tek İlâh" dır!..

 ---------------------------------------------------------------------------------------------------

 

1)      Sahih-i Müslim, Kitabu"l- Liân, B.1, Hds.16.

2)      Ahmed Davudoğlu, Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi, İst. T.Y.C.7, Sh.542.

3)      Sahih-i Buhârî, Kitabu"t- Tevhid, B.20, Hds. 44.                          

                                Kitabu"l-Muharribun, B.26. Hds. 37.

Kitabu"n- Nikâh, B.108. (Bab başlığında)

       Sahih-i Müslim, Kitabu"l- Liân, B.1, Hds. 17.    

       Sünen-i Dârimî, Kitabu"n- Nikâh, B.36, Hds. 2233.

       El- Hafız İbn Hacer el- Askalânî, Metâlibu"l- Âliye, çev. Adem Yerinde- Halil İbrahim Kaçar, İst. 2006, C.2, Sh. 302, Hds. 1693. İshak b. Râhaveyh"in Müsned"inden.

       Ayrıca bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.4, Sh. 248.

4)      İbn Hacer el- Askalânî, Fethu"l- Bârî- Muhtasar, çev. Dr. İbrahim Tüfekçi, İst. 2008, C.14, Sh. 489.

5)      İbnu"l- Esîr el- Cezerî, Câmiu"l- Usûl, Tercüme ve şerh: prof. Dr. S. Kemal Sandıkçı, İst. 2008, C.13, Sh. 364.

6)      Sahih-i Buhârî, Kitabu"n- Nikâh, B.108, Hds. 151.                

Sahih-i Müslim, Kitabu"t- Tevbe, B.6, Hds. 37.

       Ayrıca bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.6, Sh. 348, 351, 352.

7)    Sahih-i Müslim,  Kitabu"t- Tevbe, B.6, Hds.38.

       Kuzâî, Şihâbu"l- Ahbâr Tercümesi, çev. Prof. Dr. Ali Yardım, İst. 1999, Sh. 205, Hds. 690.

8)    Sahih-i Buhârî, Kitabu"n- Nikâh, B.108, Hds. 149.

                                 Kitabu"t- Tevhid, B. 15, Hds.32.

                                 Kitabu"t- Tefsir, B.123, Hds. 159.

       Sahih-i Müslim, Kitabu"t- Tevbe, B.6, Hds. 32-34.

      Sünen-i Tirmizî, Kitabu"d- Davet, B.96, Hds. 3753.

      Ayrıca bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.1, Sh. 181, 425.

9)   Sahih-i Buhârî, Kitabu"n- Nikâh, B.108, Hds.152.

      Sahih-i Müslim, Kitabu"t- Tevbe, B.6, Hds.36.

      Sünen-i Tirmizî, Kitabu"r- Radâ, B.14, Hds. 1177.

      Ayrıca bkz Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.2, Sh. 343, 387, 519, 520.

10)   Sahih-i Buhârî, Kitabu"l- Kusûf, B.2, Hds.5.

vuslatdergisi

Bu yazı toplam 9302 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim