• BIST 89.809
  • Altın 145,306
  • Dolar 3,6167
  • Euro 3,9083
  • Ankara 4 °C
  • İstanbul 8 °C
  • Konya 5 °C
  • Antalya 10 °C
  • Diyarbakır 4 °C
  • Erzurum -7 °C
  • İzmir 10 °C
  • Rize 4 °C

Allah'ın Hakkı

Abdullah Dai

İman eden ve imanında Tevhid ehli olan Muvahhid mü"minler, Rabbi Allah"a ve önderi Rasulullah (s.a.s.)"e itaat etmekle, yani kur"ân ve Sünnet"e tam teslimiyetle gerçek müslüman olmuş, aynı zamanda üzerine düşen kulluk görevini yerine getirmeye gayret ederek takvaya riâyet etmekle salih amele devam eden, Allah"ı seven ve Allah"ı sevdiği, hiçbir kınayıcının kınamasından çekinmeyen salih kullardır!..

            Bu yüce şahsiyetler, dünyanın neresinde bulunursa bulunsunlar ve hangi çağda olurlarsa olsunlar, Hakk"a tabi olur, hakk üzere olan kullardır… Hakkı, hakk ile tanımış ve hakk ölçüsüyle hareket etmişlerdir… Hakk Allah"dır ve hakk, Allah"dan gelendir… Allah"dan gelen hakk ölçüsüyle, insanlara, eşya ve olaylara değer biçmiş, onları bu değişmez ölçüsüyle değerlendirmişlerdir… Üzerlerinde hakkı olanların hakkını, gereği gibi korumuş ve kendilerine tam bir teslimiyetle teslim etmiştir…

            Rabbimiz Allah Azze ve Celle, bu salih kullarının özelliklerini beyan buyururken:

            “Onlar, emanetlerine ve ahîdlerine riâyet edenlerdir.”1 hakikatini açıklamıştır…

            Bu salih ve sadık kullar, Rabbleri Allah"ın kendilerine emanet ettiği hakka riâyet etmiş ve Rabbleri Allah"a verdikleri “Misak” ahdine sımsıkı bağlanmışlardır… Bu Kulların üzerindeki hakların en kıymetlisi, en önemlisi ve başta geleni, Rabbleri Allah"ın hakkıdır… Diğer haklar, bu hakdan sonra gelir… İlk önce Allah"ın hakkı ödenmeli, bu emanet tam teslim edilmeli ve bu ahid yerine gelmelidir…

            Nedir bu hak ve nasıl yerine gelir?

            Muâz b. Cebel (r.a.) anlatıyor:

            Ben, bir seferde Rasulullah (s.a.s.)"in bindiği ufeyr denilen bir merkeb üstünde Rasulullah"ın terkisinde idim.

            Rasulullah (s.a.s.) bana:

            “Ya Muaz, Allah"ın kulları üzerindeki hakkı ve kulların da Allah üzerindeki hakkı nedir bilir misin?” diye sordu.

            Ben de:

            — Bunu, Allah ile Rasulü en iyi bilendir, dedim.

            Rasulullah (s.a.s.):

            “Allah"ın kulları üzerinde sabit olan hakkı, kulların Allah"a itaat ve kulluk etmeleri ve hiçbir şey ortak kılmamalarıdır!

            Kulların Allah üzerindeki hakkı da, kendisine hiçbir şeyi ortak kılmayan kişiye âzâp etmemesidir.” Buyurdu.

            Bunun üzerine ben:

            -Ya Rasulallah, bunu ben, insanlara müjdeleyeyim mi? diye sordum.

            Rasulullah:

            “Hayır! Bunu, onlara müjdeleme! Sonra bana dayanıp güvenirler.” Buyurdu.2

            Her hak sahibinin, hakkını, olması gerektiği bir biçimde teslim eden muvahhid mü"minler, Rasulullah (s.a.s.)"in beyan buyurduğu üzere ilk önce Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ"nın hakkını teslim etmelidirler… Çünkü Allah"ın hakkı, bütün hakların üzerinde ve Allah"ın kadri, bütün kadirlerden yücedir!..

            Allah Teâlâ yalnız ve yalnız kendisine ibadet etsinler ve hiçbir şeyi kendisine şirk koşmasınlar diye yarattığı insan kullarının3 üzerindeki hakkına ihanet edilmemelidir…

            Kendisinden başka hak ilâh olmayan Âlemlerin Rabbi Allah"ın, insan kullarının üzerinde sabit olan hakkı:

1-     İnsan kullarının Allah"a itaat etmeleri

2-     Allah"a ibadet etmeleri

3-     Allah"a hiçbir şeyi ortak kılmamaları.

Yaratılış gayeleri, şirk koşmadan yalnızca Allah"a ibadet etmek olan İnsanlar, Allah"ın hakkını, emr olundukları gibi dost doğru davranarak yerine getirmelidirler… Allah Teâlâ, onları bunun için yaratmıştır:

“ Ey insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki, sakınasınız. O, sizin için yeryüzünü bir döşek, gökyüzünü bir bina kıldı. Ve gökten yağmur indirerek bununla sizin için (çeşitli) ürünlerden rızık çıkardı. Öyleyse (bütün bunları) bile bile Allah"a eşler koşmayın.”4

            “Buradaki ibadetin (kulluktan) ne kast edildiğinde iki görüş vardır:

            Birincisi: Tevhid"dir.

            İkincisi: Taattır.

            Bu ikisi, İbn Abbas"dan rivayet edilmiştir. Halk (yaratmak), icat etmek manasınadır. “Sizden öncekiler” denmesi de daha iyi hatırlatmak, inkârı önlemek ve daha kuvvetli delil olması içindir. Şunun içinde denilmiştir: İtaat edenin sevap kazanması ve isyan edenin ceza çekmesini nazarı itibara alarak onlardan ibret almak.”5

            Kadî Beydavî (rh.a.) “Envâru"t-tenzil ve esrârü"t- t"vîl” adlı meşhur tefsirinde bu ayetler hakkında şunları kaydeder:

            “Ayet, "ibadet (kulluk) ediniz emrinin muhataplarına ne hâlde ibadet etmeleri gerektiğini bildirir. Sanki şöyle demiştir:

            Muttakîler halkasına mensup, hidayet ve felâhı elde eden, Allah"ın lutfuna mazhar olmuş kimseler olmayı ümit ederek Rabbinize ibadet edin.

            Allah Teâlâ, ayetin bu kısmı ile, hak yolda sülük edenler için takvanın en ileri bir derece olduğuna tembihte bulunmuştur.

            Takva: Allah"ın dışında her şeyden Allah"a teberridir.

            Kulun, ibadetiyle marur olmaması, havf ve recâ arasında olması uygundur. Allah Teâlâ şöyle bildirir:

            “Onlar, yataklarından kalkarlar, korkarak ve ümit ederek Rabblerine duâ ederler.” (Secde, 32/16)

            “O"nun rahmetini umarlar, azabından korkarlar.” (İsra, 17/57)

            Ayetin bu kısmı, "sizi yarattı" ifadesinden mef"ul da olabilir. Yani, O Allah, sizi ve sizden öncekileri kendilerinden takva beklenir kimseler olarak yarattı. Bunun için gerekli sebebleri bir araya getirdi. Buna, pek çok dâîler yarattı.”6

            “Ey insanlar, Rabbinize ibadet (kulluk) edin!..” emrinde, İbn Abbas (r.anhuma.)"nın beyanıyla hem Tevhid, hem de taat bulunmaktadır. İnsanları yaratan yeğâne Rabb ve ilâh Allah Teâlâ"nın insan kulları üzerindeki haklarını beyan buyuran Rasulullah (s.a.s.)"in hadislerindeki ortaya konulan hakikatlara dikkat edelim!

1-     İnsan kullarının Allah"a itaat etmeleri

Âlemlerin Rabbi Allah Azze ve Celle yegâne Rabb, Melik ve İlâh"dır… Kendisinden başka hüküm koyucu yok Hak ilâh yoktur… O, eşsiz ve ortaksız hüküm ve hikmet sahibidir…  Kulları üzerinde ortaksız yaşama hakkı O"nun dur… Egemenlik, kayıtsız ve şartsız O"na aiddir… Gerek kâinattaki egemenliğinde, gerekse dünyada yaşayan insan kulları üzerindeki egemenliğinde O"nun hiçbir ortağı yoktur!. Yasama ve egemenlik konusunda O"ndan başkasına yönelenler, O"na şirk koşanlardır…

Rabbimiz Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurur:

“ Hüküm yalnızca Allahın"dır. O, kendisinden başkasına kulluk (ibadet) etmemenizi emr etmiştir. Dosdoğru olan din işte budur. Ancak insanların çoğu bilmezler.” 7

“ Göklerin ve yerin gaybı O"nundur. O, ne güzel görmekte ve ne güzel işitmektedir. O"nun dışında onların bir velîsi yoktur. Kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz.

                        Sana Rabbinin Kitabı"ndan vahyedileni oku. O"nun sözlerini değiştirici yoktur ve O"nun dışında kesin olarak bir sığınacak (makam) bulamazsın.”8

               Ayet-i Kerimelerde apaçık beyan olduğu üzere, egemenlik, ortaksız, kayıtsız ve şartsız Allah"a aîddir… Hakikat bu olduğuna göre insan kulları, yalnız ve yalnız Allah"a itaat etmeli ve O"ndan başka Rablaştırılanlara, ilâhlaştırılanlara asla itaat etmemelidir… Bu yalancı ve sahte Rablere, ilâhlara itaat etmediği gibi, onları her şeyleriyle reddetmek gerekir…

               Kendisine itaat edilmesini buyuran Allah Teâlâ, bu itaatin, katıksız iman ile olmasını kullarının itaat konusunda tam teslimiyetlerini emretmektedir:

           “Allah dedi ki: " İki ilâh edinmeyin. O, ancak tekbir İlâh"dır. Öyle ise Benden, yalnızca Benden korkun.”

              Göklerde ve yerde ne varsa o"nun dur. İtaat kulluk da (din de ) sürekli olarak                                                                                                                                                                       O"nun dur. Böyleyken Allah"dan başkasından mı korkup sakınıyorsunuz.”9

              Allah Teâlâ, kendisine itaat edecek insan kullarına, Rasulü Muhammed (s.a.s.)"e de itaat etmelerini emir buyurmuştur… Çünkü Rasul (s.a.s.)"e itaat, gerçekten Allah"a itaat olduğunu beyan etmiş ve ayet-i Kerimelerinde Rasul"e itaati kendisi ve itaat ile beraber anmıştır… Katıksız iman edenler, Allah"a nasıl itaat edileceğini kalî ve fîîlî olarak Rasulullah (s.a.s.)"den öğrenirler…

                         “Kim Rasul"e itaat ederse, gerçekte Allah"a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, Biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik.”10

             “ De ki! "Allah"a ve Rasulüne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse, Şüphesiz Allah kâfirleri sevmez.”11

             “ Allah"a ve Rasulüne itaat edin ki, merhamet olunasınız.”12

             “Bunlar, Allah"ın sınırlarıdır. Kim Allah"a ve Rasulüne itaat ederse, ona altından ırmaklar akan içinde ebedi kalacakları cennetlere sokar. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.

              Kim Allah"a ve Rasulüne isyan eder ve onun sınırlarını aşarsa, onu da içinde ebedî kalacağı ateşe sokar. Onun için aldatıcı bir âzâb vardır.”13

            “Ey iman edenler, Allah"a itaat edin, Rasul"e itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu Allah"a ve Rasulüne döndürün. Şayet Allah"a ve ahiret gününe iman ediyorsanız. Bu, hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.14

            İtaat, iman ile beraber tam teslimiyet ile gerçekleşir… Kalbiyle, diliyle ve hâliyle Allah ve Rasulü (s.a.s.)"in hükmüne tabi olmak, kitab ve sünnet"in gereğini emr olunduğu üzere yerine getirmek itaattır… Bu, Âlemlerin Rabbi Allah"ın insan kulları üzerindeki gerçekleşmesi gereken sabit olan hakkıdır… İnsanlar, şirksiz bir iman ile iman ettikten sonra hayatın her merhalesinde Allah"a itaat etmelidirler… Siyasî, ekonomî, hukukî, sosyal, alevî ve ferdî sahanın her yönüyle bu itaatı gerçekleştirmeli… Allah"dan başka rablere ve ilâhlara asla meyletmemelidir…

2-     İnsan kulları yalnızca Allah"a ibadet etmeleri

      İbadet, kul olma hâli, yani kulluktur. Bu da, Yalnız ve yalnız Âlemlerin Rabbi Allah"a olmalı ve bu konuda hiç kimseyi O"na ortak etmemeli!.. Allah, Rabb"dır, insan kuldur… Allah İlâh"dır, insan ise kuldur… İman eden insanın itaatı ve teslimiyeti Allah"a olma durumu, onun ibadetidir… Allah, kendisinden başkasına itaat ve teslim oluşu, yani kulluğu haram kılmıştır…

     “Allah ile beraber başka ilâhlar edinme, yoksa kınanmış ve kendi başına (yapa yalnız ve yardımcısız) bırakılmış olursun.

                 Rabbin, O"ndan başkasına ibadet etmemenizi ve anneye-babaya iyilikle davranmayı emretti.”15

“Ey iman eden kullarım, şüphesiz benim arzım geniştir. Artık yalnızca bana ibadet edin.”16

            “Şüphesiz, sana bu Kitab"ı hak ile indirdik. Öyleyse sen de dini yalnızca o na halis kılarak Allah"a ibadet et.”17

            Allah"a ibadet etmek, gerek ferdi, gerekse toplumun hayatını Allah"ın hükümlerine göre düzenlemektir… Bu anlayışı, bu akideyi, bu ameli ve bu tavrı ölünceye kadar tarafsız bir şekilde sürdürmek, gerçek bir ibadet hâlini ortaya koymaktır…

            Rabbimiz Allah şöyle buyuruyor:

            “Sen, Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol.

            Ve yakîn (ölüm) sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et.”18

            “ De ki: "Ben, dini yalnızca o na hâlis kılarak Allah"a ibadet etmekle emrolundum.”19

            Dini, yani hayatı kuşatıcı İslâm"ı yalnızca Allah"a hâs kılmak, yani yalnızca Allah"ın hükümlerine, Rasulullah (s.a.s.)"i örnek edinerek tabi olmak, ibadetin ta kendisidir… Tevhid ehli her müslüman, bununla emr olunmuştur…

            “Allah"a ibadet edin ve O"na hiçbir şeyi ortak koşmayın.”20 diye buyurmaktadır Rabbimiz Allah!..

            Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın.”21 emri, yeryüzünün neresinde olursa olsun her muvahhid mü"min şahsiyetin her an itaat edeceği ilâhî emirdir… Hayatın bütününü Allah"a has kılmak, her mü"min müslümanın kulluk vazifesidir…22                      

3-     İnsanların, Allah"a hiçbir şeyi ortak kılmamaları

Yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.)"in buyurduğu, kulların üzerindeki sabit ve temel hakkın en önemli bölümüdür bu! Allah"ı Tevhid etmek ve şirkten arınmak!.. Rükûn ve şartlarına riâyet ederek Tevhid eden, şirk ten arınmıştır… Şirkten arınanda Tevhid etmiştir.

            “ De ki: "Rabbim, yalnızca çirkin hayâsızlıkları (onlardan açıkta olanlarını ve gizli olanlarını) günah işlemeyi, haklı nedeni olamayan isyan ve saldırıyı, kendisi hakkında ispatlayıcı bir delil indirmediği şeyi Allah"a şirk koşmanızı ve Allah"a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.”23

            Rabbimiz Allah"ın zâtına, sıfatlarına ve fiillerine başkalarını ortak etmek, yalnız ve yalnız Allah"ın hakkı olup O"na aid olan herhangi bir şeyi onlara devredip onların hükmüne razı olmak şirktir… Şirk, Allah"a iftira ve korkunç sapıklık olan en büyük zulümdür!.. 24

            Bu korkunç suçu işleyenlere cennet haram kılınmış ve onların yeri ebedî cehennemdir…

            “Mesih"in dediği (şudur): "Ey İsrail oğulları, benim de Rabbim, sizinde Rabbiniz olan Allah"a ibadet edin. Çünkü O, kendisine ortak koşana şüphesiz cenneti haram kılmıştır. O"nun barınma yeri ateştir. Zulmedenlere yardımcı yoktur.”25

            Gereği gibi iman eden ve imanında ihlâs sahibi olan muvahhid mü"min kulların her biri:

            “ Fakat O Allah, benim Rabbimdir ve ben Rabbime hiç kimseyi ortak koşmam.”26hakikatini kalbiyle tasdik, diliyle ikrar ettiği gibi, hâliyle de Muvahhid olduğunu ortaya koymalıdır… Diliyle, imanını zedeleyici bir söz konuşmaması gerektiği gibi, hâliyle de imanını sakat edici bir harekette bulunmaması gerekir… Kendisini, “ efkâr-ı küfür”, “elfaz-ı küfür” ve “ef"al-i küfür” olan şeylerden korunmalı ve onlardan alabildiğine uzak kalmalıdır…       “De ki: Bu, benim yolumdur. Bir basiret üzere Allah"a davet ederim, ben ve bana uyanlar da. Ve Allah"ı tenzih ederim, ben müşriklerden değilim.”27 emrini yerine getiren Şirkten arınmış ve Tevhid etmiş her mü"min müslüman şahsiyet, Tevhid"i hayatının tek ölçüsü haline getirdiğinde Allah"ın onun üzerindeki hakkını yerine getirmiş olur!..

            “De ki: "O (Allah), ancak bir tek olan İlâh"dır ve gerçekten ben, sizin şirk koşmakta olduklarınızdan uzağım.”28 emrince hareket eden mü"min müslüman şahsiyet, Milletinden olduğuna iftihar ettiği İbrahim (a.s.) gibi davranmalı ve şirk koşulanlardan uzak olduğunu hâliyle ispat edip ilan etmelidir…

            “ (İbrahim,) kavmine demişti ki: "Ey kavmim, ben sizin şirk koşmakta olduklarınızdan uzağım.

            Gerçek şu ki ben, bir muvahhid olarak yüzümü, gökleri ve yeri yaratana çevirdim. Ve ben, müşriklerden değilim.”29

            Allâme İbn Hacer el-Askalanî (rh.a.), “Fethu"l-Bârî” adlı meşhur “Sahih-i Buhârî Şerhi”"nde, “Allah"ın kulları üzerindeki hakkı” hadisinin şerhinde şunları beyan eder:

            “Allah"ın kulları üzerinde ne hakkı var bilir misin?” Burada, “hak” dan maksad, yüce Allah"ın kulları üzerinde hakkı olduğu ve onların yapmakla kesin olarak yükümlü oldukları şeylerdir.

            İbnü"t-Teymî, “et-Tahrîr” isimli eserinde böyle demiştir.

            Kurtubî"nin görüşü ise şudur:

            Allah"ın kullar üzerindeki hakkı, kendilerine va"d ettiği sevab ve hitabıyla yapmalarını bağlayıcı olarak istediği şeydir.

            “Allah"a ibadet etmeleri ve O"na hiçbir şeyi ortak koşmamalarıdır.” Burada, “ibadet” kelimesinden maksad, itaatı yapmak, masiyetten kaçınmaktır. Hadiste, “ Allah"a şirk koşmak” ibadet üzerine affedilmiştir. Çünkü bu, Tevhid"i tamamlayan bir unsurdur. Allah"a şirk koşmamanın ibadet üzerine affedilmesindeki hikmet bazı keferelerin kendilerinin Allah"a ibadet ettiklerini iddia etmeleridir. Fakat onlar, bu iddialarına rağmen başka ilâhlara ibadet ediyorlardı. Dolayısıyla ibadet ederken Allah"a şirk koşmamak şart kılındı. Bu cümlenin hâl cümlesi olduğu daha önce geçmişti. Buna göre cümlenin takdiri şöyle olur: Allah"a şirk koşmaksızın ibadet etmeleridir.

            “Kulların, Allah üzerindeki hakkı, Allah"ın onlara âzâb etmemesidir.”

            Kurtubî şöyle demiştir:

            “Kulların Allah üzerindeki hakları, kendilerine va"dettiği sevab ve karşılığı vermesidir. O"nun doğru olan va"di ve doğru sözü gereği bu hak edilmiş ve vacip olmuştur. O"nun verdiği haberde yalan söylemesi, va"dinden cayması kendisi açısından mümkün değildir. Yüce Allah"ın üzerine emirden hiçbir şey vâcip olmaz. Çünkü O"nun üzerine bir emreden olmadığı gibi, aklın hükmü de geçerli değildir. Çünkü akıl, bir yükümlülük getirmez, sadece olanı ortaya çıkarır.”30

            Va"dından asla caymayan ve va"dını noksansız yerine getiren Âlemlerin Rabbi Allah Azze ve Celle, kendisine asla şirk koşmayan Tevhid ehli, aynı zamanda emr olunduğu itaatı yapıp ibadetleri yerine getiren kullarına âzâb etmeyeceğini, her şeyi doğru ve her şeyde doğruyu söyleyen kendisi dosdoğru olan Rasulü Muhammed (s.a.s.)"in lisanı üzerine beyan buyurmuştur!..

            “Doğrusu Allah, va"dinden cayıp dönmez.”31

            “Şüphesiz Allah, verdiği sözden dönmez.”32

1)      Mü"minun, 23/8

2)      Sahih-i Buhârî, Kitabu"l- Cihad ve"s-Siyer, B.46, Hds.71.

                  “           Kitabu"r- Rikak, B. 37, Hds.87.

                  “          Kitabu"l- Libâs, B. 101, Hds. 177.

                  “          Kitabu"t- Tevhid, B. 1, Hds. 2.

                  “          Kitabu"l- İsti"zân, B. 30, Hds. 39.

Sahih-i Müslim, Kitabu"l- İman, B. 10, Hds. 49.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu"l- İman, B.18, Hds.2781.

Sünen-i İbn Mace, Kitabü"z-Zühd, B.35, Hds. 4296.

İmam Ahmed B.Hanbel, el-Müsned, çev.                                                                                Rıfat Oral, Konya,2003, C1,Sh.9,Hds. 4/4. Sh11, Hds. 5/5.

3)      Bkz. Zariyat, 51/56. Kehf, 18/110.

4)      Bakara, 2/21-22.

5)      İmam Ebu"l- Ferec Cemâluddin Abdurrahman Ali İbn Muhammed Cevzî, Zâdü"l- Mesir Fî İlmi"t-Tefsir, çev. Doç. Dr. Abdulvehhab Öztürk, İst. 2009, C.1, Sh. 50.

6)      Kadî Beydâvî, Muhtasar Beydâvî Tefsîri, çev.Doç.Dr.Şadi Eren, İst. 2010, C.1, Sh. 80.

7)      Yusuf, 12/40.

8)      Kehf, 18/26–27.

9)      Nahl, 16/51–52.

10)  Nisa, 4/80

11)  Âli İmrân, 3/32

12)  Âli İmrân, 3/132

13)  Nisa, 4/13–14

14)  Nisa, 4/59

15)  İsra, 17/22–23

16)  Ankebut, 29/56.

17)  Zümer, 39/2.

18)  Hicr, 15/98–99

19)  Zümer, 39/11.

20)  Nisa, 4/36.

21)  Kefh, 18/110.

22)  Bkz- En"âm, 6/162.

23)  A"râf, 7/33.

24)  Bkz. Nisa, 4/48,116. Lokman, 31/13.

25)  Mâide, 5/72.

26)  Kefh, 18/38.

27)  Yusuf, 12/108.

28)  En"âm, 6/19.

29)  En"âm, 6/78–79.

30)  İbn Hacer el-Askalânî, Fethu"l-Bârî Muhtasar, çev.                                                    M. Beşir Eryarsoy vdg. İst. 2008, C.12, Sh.616–617.

31)  Âli İmrân, 3/9. Zümer, 39/20.

32)  Ra"d 13/31. Rum, 30/6.

vuslat dergisi

Bu yazı toplam 4343 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim