• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Ankara 13 °C
  • İstanbul 9 °C
  • Konya 12 °C
  • Antalya 17 °C
  • Diyarbakır 12 °C
  • Erzurum 4 °C
  • İzmir 12 °C
  • Rize 11 °C

Alimler: Toplumun Önderleri

Abdullah Dai
“De ki: "Rabbim, ilmimi arttır.”1                                                                           

Âlemlere rahmet olarak gönderilen,2 en yüce ahlâk üzere olan,3 mü"minlere pek düşkün, şefkatli ve esirgeyici,4 kıyamete kadar bütün insanlık âlemine Peygamber kılınan5 yegâne önderimiz Rasulullah Muhammed (s.a.s.)" Âlemlerin Rabbi Allah Azze ve Celle böyle buyuruyor:                                         

 

 “De ki: "Rabbim, ilmimi arttır.”                                                                                         

 

Bu hitab, Rasulullah (s.a.s.)"in sıfatında, O"nu önder ve hayat örneği kabul edip kendisine katıksız iman eden, merhamet olunmuş vasat ümmetinin âlimlerine de yapılmıştır… İmanı kâmil, takva sahibi ve ilmiyle âmil olan âlimler!.. Başta Rasulullah (s.a.s.) olmak üzere bütün Nebîlerin ve Rasullerin (Allah"ın salât ve selâmı cümlesinin üzerine olsun) varisleri olan âlimler!.. Muvahhid mü"min ve muttakî müslüman olan âlimler!.. Ümmetin rehberleri, dosdoğru yol üzere ümmete önder olan âlimler!.. Rasulullah (s.a.s.)"in izinden giden ve O"nun sünneti"ni hayatlarında yaşadıkları için O"na varis olmuş yeryüzünün varisleri olan âlimler…

 

Rabbimiz Allah Teâlâ"nın, onunla amel etsinler diye kendilerine nâsib ettiği faydalı ilmin artmasını dilemek, var olanla amel edildiği içindir… Var olan, nâsib edilen ilimle gereği gibi amel edilmiş ve arttırılması taleb edilmiştir ki, verilen ilimle amel edilsin… Kendisiyle amel edilmiyen ilim, sahibi için faydasız bir ilim hâline gelir… Hâlbuki o elde edilen ve nâsib olunan ilmin aslına bakıldığın da onun faydalı bir ilim olduğu apaçık anlaşılacaktır… Faydasız hâle getirildiği, onunla amel edilmediği ve âtıl bir hâlde bırakıldığı için taşıyanına faydalı olamamıştır… Faydasızlık ilimde değil, onunla gereği gibi amel etmeyendedir…        

 

Gerçek âlim, ilmiyle âmil olan şahsiyettir… İman ile ilgili ilmi elde etmiş ve onunla amel eylemiş, yani katıksız inanmış, amel ile ilgili ilme sahib olmuş ve onunla salih amel işlemiş, böylece kâmil mü"min müslüman olmuş bir şahsiyet!.                                                       

 

İman ve takva sahibi… Allah"ın velî kulu… İlmiyle amil bir kul… Allah"a velî olmuş, Allah"da onun velîsi…  Yalnız ve yalnız Allah"a kul, hayatı ve ölümü Allah için olan, malını ve canını, cennet karşılığı Rabbi Allah"a satmış teslimiyeti tam bir şahsiyet!.. 

 

Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:                                                          

“Haberiniz olsun, Allah"ın velîleri, onlar için korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır.                                                                                                                      

Onlar, iman edenler ve takvaya ulaşanlardır.                                                          

Müjde, dünya hayatında ve ahirette onlarındır. Allah"ın sözlerinde hiç değişiklik olmaz. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.”6                                                                

“Allah, iman edenlerin velîsidir. Onları, karanlıklardan nûra çıkarır.”7                               

“De ki: "Şübhesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah"ındır.”8                                                                                                          

 “Hiç şübhesiz Allah, mü"minlerden –karşılığında onlara mutlaka cennet vermek üzere–canlarını ve mallarını satın almıştır.”9                                                                             

“Bu iman, bu takva ve bu teslimiyet ile Rabbimiz Allah"a gereği gibi kul olan ilim ehli şahsiyetler, toplumların önderliğine hak sahibi olurlar…                                                       

Çünkü:                                                                                                                     

“Kulları içinde Allah"dan, ancak âlim olanlar içleri titreyerek korkar. Şübhesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, bağışlayandır.”10 buyrulmuştur.                                                       

 

Özellikleri beyan edilen âlimler, ancak Allah Teâlâ"nın kadrini bilir, takdir eder, inanır… Bundan dolayı Allah"dan içleri titreyerek korkarlar… Âlemlerin yegâne Rabbi Allah"ın kuvveti"ni ve kudretini idrak ettikleri için, Rablerinin yüceliğini, eşsizliğini ve ortaksızlığını şuurlu bir şekilde bilip iman etmişlerdir… Bir yanda imanları, diğer yanda ilimleri, bu hakikatın kavranması, mutmain derecede yakîn olarak inanmalarını sağlamıştır…

Allah"ı ilmiyle tanıyan, O"ndan başka Rabb, İlâh ve Melik kabul etmez!.. Allah"ın yegâne Rabb, İlâh ve Melik olduğuna delilleriyle katıksız iman eder ve imanında hiçbir şübheye düşmez…                                                                                                              

 

“Gerçekten Allah"ın kitabı"nı okuyanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infâk edenler, kesin olarak zarara uğramayacak bir ticaret umabilirler.                                                                                                                

 

Çünkü (Allah), ecirlerini noksansız olarak öder ve kendi fazlından olanlara arttırır. Şübhesiz O, bağışlayandır, şükrü kabul edendir.”11 buyrulmuştur…                                        

 

Önce katıksız iman… Şirksiz ve küfürsüz… Sonra emrolunduğu gibi dosdoğru olmakla sahib olunan takva ve teslimiyet… Sonra faydalı ilim!.. İlmiyle amel ederek, faydalı ilimden faydalanan âlim şahsiyetleri Allah, derecelerle yükseltir, kadirlerini âlî kılar!..          

 

“Allah, sizden iman edenleri ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltir. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.”12                                                                                     

İkrime (rh.a.) şöyle der:                                                                                                       

İbn Abbas (r.anhuma):                                                                                            

“Kulları içinde Allah"dan ancak âlim olanlar içleri titreyerek korkar.” (Fatır, 35/28) ayeti için şöyle dedi:                                                                                                                                

— Kim Allah"dan korkarsa, o âlimdir!13                                                                             

“Ali b. Ebi Talha (rh.a.) şunu nakleder:                                                                               

İbn Abbas (r.anhuma), yüce Allah"ın: “Kulları içinde Allah"dan ancak âlim olanlar…..” (Fatır, 35/28) buyruğu hakkında:                                                                                         

— Bunlar, yüce Allah"ın her şeye kadir olduğunu bilen kimselerdir, demiştir.                  

er- Rabî"b. Enes dedi ki:                                                                                                     

— Allah"dan korkmayın bir kimse âlim değildir!                                                   

Mücahid de şöyle demiştir:                                                                                     

— Âlim, ancak Allah"dan korkan kimsedir.                                                                       

İbn Mes"ud (r.a.)"dan şöyle dediği nakledilmiştir:                                                             

—İlim olarak yüce Allah"dan korkmak, cahillik olarak da gurura kapılmak yeterlidir.                                                                                                                                                   

Sa"d b. İbrahim"e:                                                                                                               

— Medinelilerin en fakihi kimdir? diye soruldu.                                                                

O da:                                                                                                                                   

— Aralarından Rablerine karşı en çok takvalı olanlardır, diye cevab vermiştir.     

Mücahid şöyle der:                                                                                                             

— Fakih, ancak yüce Allah"dan korkan kimsedir.                                                  

Emiru"l-mü"minin İmam Ali (r.a.) şöyle demiştir:                                                               

— Gerçek anlamıyla fakih, insanlara Allah"ın rahmetinden ümit kestirmeyen, Allah"a isyan etmeleri için onlara ruhsatlar bulmayan, Allah"ın azabımdan emin olmalarına sebeb teşkil etmeyen, başkasına duyduğu arzu sebebiyle Kur"ân"dan yüz çevirmeyen kimsedir. Çünkü ilimsiz ibadette hayır olmadığı gibi, fıkhı bulunmayan ilimde hayır yoktur, tedebbürü (iyiden iyiye düşünmeyi) olmadan da kıraat (Kur"ân okumak) olmaz!14          

Peygamberlerin varisleri olan âlimlerin bu beyanlarından apaçık anlaşıldığı gibi gerçek âlimler ya da fakihler, ilimlerinden dolayı mes"ul olan kişilerdir… Onlar, iman, takva ve teslimiyet vazifelerini hakkıyla yerine getirmiş ve Allah"ın kendilerine bahşettiği ilim nimetini elde etmişlerdir… Kendilerinin nâsibi olarak verilen faydalı ilimden dolayı maddî ve manevî mes"uliyetleri artmıştır… Çünkü onlar, hak, doğru ve hayırlı olanı bilmiş, bâtıl, yanlış ve şerr olanını reddetmişlerdir… İçinde bulundukları aile ortamında yaşadıkları topluma, insanlara, rehber olmaları gerekir… Öncü ve önder olmalıdırlar… İnsanları, bâtıl, yanlış ve şerr olan şeylerden kurtarıp hak, doğru ve hayırlı olana ulaştırmalıdırlar… Yani, “emr bi"l-ma"ruf ve nehyi ani"l-münker” vazifesi, birinci derecede âlim ve fakih şahsiyetlerin vazifesidir…                                                                                                            

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:                                                                                

“Sizden hayra çağıran, iyiliği (ma"rufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.”15                                      

Hayra, yani İslâm"a çağırmak, elbette ilimli olur… İlim olacak ki neyin hayır ve neyin şerr olduğu bilinmiş olsun…                                                                                                         

Ebu Câfer el-Bakır (rh.a.) der ki:                                                                            

Rasulullah (s.a.s.):                                                                                                   

“Sizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun.” (Âl-i İmrân, 3/104) ayetini okudu. Sonra:                                                                       

“Hayır, Kur"ân"a ve Sünnete uymaktır.” buyurdu.                                                 

Bunu, İbn Merdûyeh rivayet etmiştir.                                                                     

Ayette, emr bi"l-ma"ruf ve nehyi ani"l münker vazifesi, ümmetten her bir ferdin kendi durumuna göre görevi olmakla birlikte, ayrıca ümmet içinde bu görevi özel olarak yerine getirecek bir topluluğun da olması istenmektedir.”16                                     

İçinde bulundukları toplumların ıslahı, âlim ve fakihlerin görevlerindendir… Toplumda ma"ruf olanın hâkim olması münker olanın mahkûm edilmesi, âlimlerin gayretiyle meydana gelir… Hele hele cahiliyyenin hâkim olduğu, yani tağutların egemenliğindeki işgal edilen İslâm topraklarında cahil bırakılan insan kitlelerin bilgilendirilmesi, gafletten uyandırılması, esaretten kurtarılması, şirk ve küfür hükümlerini reddederek, Allah"ın hükümleriyle hükmolunmayı arzulaması gibi güzelliklerin meydana gelmesi, âlim ve fakihlerin yılmadan çalışmasıyla gerçekleşir… Hidayet, hiç şübhesiz Âlemlerin Rabbi Allah"dandır… Âlimler ve fakihler, hidayet vesileleri olmalıdırlar… Cahillerin muhalif olup karşı duruşları ve cahilî tağutî düzenlerin, yılmaz bekçilerinin düşmanlıkları, âlimleri, hakkı beyan etmekten  alıkoymalı ve fakihler, bu engellerden dolayı yılmamalıdırlar… Hangi ortamda olurlarsa olsunlar, usûl, üslub ve ânın edebine riâyet ederek, hakkı, doğruyu ve hayrı beyan etmelidirler!..                                                                                                                   

Emiru"l- mü"minin İmam Ali (r.a.) şöyle der:                                                         

“Fazilet, ancak ehl-i ilme mahsustur. Çünkü onlar doğru yoldadır, hidayet arayana yol gösterirler. Herkesin kadir ve kıymeti başarısına göredir. Cahiller, ehl-i ilme düşmandırlar. İmdi sen, ilim elde etmeye bak. İlmin ebediyen cahili olma! İnsanlar ölü, ehl-i ilim diridirler.”                                                                                                                                         

İmam Ali (r.a.)"ın bu hikmetli tesbitinin izahında şunlar söylenmiştir:                   

“Hazret-i Ali (r.a.)"ın sözündeki cahillerden murad, şer"î ilimleri bilmeyenlerdir. Böyleleri başka ilimleri bilirlerse de ulemâya, avamdan daha fazla düşmanlık ederler. Cahilin düşmanlığına sebeb, Hakk"ı bilmemesi yahud âlimin onun fikrine muhalif fetva vermesi ve insanların âlime olan teveccühünü görmesidir. İnsanların ölü olmasından murad, hükmen ölü olmalarıdır. Zirâ hiçbir faydaları yoktur. Onlar, nebat yetiştirmeyen çorak toprağa benzerler.

Allah Teâlâ Hazretleri:                                                                                                        

“Ölü iken kendisini dirilttiğimiz ve insanlar içinde yürümesi için kendisine bir nûr verdiğimiz kimsenin durumu, karanlıklarda kalıp oradan bir çıkış bulamıyanın durumu gibi midir?” (En"âm, 6/122) buyurmuştur.                                                                                                     

Bu ayet-i kerimedeki ölüden murad cahil, diriltmekten murad ilim verilmesidir. Karanlıklar içinde yüzen de cahildir. Yani, cahil iken öğretilerek nûrlandırılan bir kimsenin, cehâlet karanlıkları içinde bocalayan cahillerle bir olamayacağı beyan buyrulmaktadır. Yahud ölüden maksad, kalblerin ölmesidir.”17                                                                             

Rabbimiz Allah Teâlâ, hakikatlerin ancak âlimler tarafından kavranabileceğini beyan buyurmuştur… Gerçek âlim olmasının şartlarını üzerinde bulunduran şahsiyetler, beyan edilen hakikatleri iyice kavrar ve gereğini yerine getirirler… Allah Teâlâ"nın kendilerine verdiği ilim nimeti sayesinde bu ince kavrayışı elde edenler, ilimden mahrum olanlar gibi değildirler…                                                                  

“De ki: "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Şübhesiz temiz akıl sahibleri öğüt alıp düşünürler.”18                                                                                                              

İşte bu örnekler, Biz, bunları insanlara vermekteyiz. Ancak âlimlerden başkası bunlara akıl erdiremez.”19                                                                                                

Toplumun önderleri olan âlimler, Allah"dan gelenleri, Rabbi Allah"ın verdiği akıl nimetiyle kavrar, O"na gereği gibi itaat ederek Sünnet üzere ibadet eder ve Allah"ı gadablandıran günahlardan alabildiğince sakınan kişilerdir…20 Her hâlleriyle, en güzel örnek olan önderleri Rasulullah (s.a.s.)"in Sünneti"ne uymuş, toplumda örnek şahsiyetler hâline gelmiş olan âlimler ve fakihler, cahil bırakılmış insan kitleleri eğitim ve öğretimle bilgilendirmeli, onların lehlerinde ve aleyhlerinde olan şeyleri kendilerine bildirmeli, tağutu her yönüyle reddederek Allah"a iman edip, yaratılış gayeleri olan yalnız Allah"a ibadet etmelerini sağlamaktadırlar…                                                                                                              

Âlim şahsiyetler, yalnızca bilgi elde etmiş kişiler olmadığı malumdur… Bildikleriyle amel etmek âlimin vazifesidir… Amel edilmeyen bilgiye sahib olmak, “bilgi sayar” olmaktan başka bir şey değildir. Bilgi, eyleme dönüşmelidir… Eyleme dönüşmeyen bilgiden dolayı, bilgi sahibi hiçbir sevab alamayacak ve o bilginin faydasını göremeyecektir… O bilgi, kendisine gurur ve kibir vesilesi olur ya da zalimlerin hizmetinde bulunacak olursa, büyük bir suç işlemiş, dolayısıyla Rabbi Allah"a karşı isyan etmiştir…                                         

Muaz b. Cebel (r.a.) şöyle der:                                                                                            

— İstediğiniz kadar biliniz! Allah Teâlâ, (bildiğinizi) yapıncaya kadar, ilim karşılığında asla size ecir vermeyecektir!21                                                                                             

Âlim, çağından ve toplumundan mes"uldur… Çünkü O, ümmetinden olduğundan dolayı şeref duyduğu, izzet bulduğu önderi Rasulullah (s.a.s.)"in varisidir… O, içinde yaşadığı çağın fitnesini gidermek ve dinin tamamen Allah"ın olmasını sağlamak için Cihad etmekle mükelleftir…22 O, cahilî ve tağutî bir toplum hâline getirilmiş, içinde yaşadığı toplumu, Tevhid toplumuna dönüştürmek için çalışmak ile vazifeli kılınmıştır… O, Müstevlî tağutlar tarafından işgal edilen İslâm topraklarını, işgalcilerden temizlemek ve yeniden “Daru"l-İslâm” olmasını sağlamakla mükelleftir… O, toplumu şirk karanlığı ve küfür bataklığından kurtarıp Tevhid nûru ve İslâm aydınlığına çıkarmakla vazifelidir…                          

Âlim, bu mükellefiyetini ve bu vazifesini yerine getirirken, diğer âlimlerle ve muvahhid mü"minlerle beraber hareket etmeli, ümmetin vahdetini sağlamak için her türlü fedâkârlığı yapmaktan asla usanmamalıdır… Allah"a karşı olan ibadet vazifesini hakkıyla yapmalı, yalnızca O"na dayanıp güvenmeli ve yalnızca O"ndan yardım dilemelidir… Ümmettin her ferdinin iman konusunda sağlam ve amel konusunda tavizsiz olmasını sağlamak için onları eğitmeli, maddî ve manevî olgunluğa ulaşmalarına katkıda bulunmalıdır…                                                                                                                                   

Bir tarafta muvahhid mü"minlerin yetişmesine çaba harcarken, diğer tarafta düşmanın zararını önlemelidir…                                                                                                             

Yahya b. Muaz (rh.a.), âlimlerin ümmet içindeki kıymetlerini ve ümmete karşıki şefkatlerini şöyle beyan ediyor:                                                                                                         

“Âlimler, Muhammed (s.a.s.)"in ümmetine anne ve babalarından da şefkatlidirler. Çünkü anne ve babaları, onları dünya ateşinden, âlimler ise ahiret ateşinden korurlar!23                                                                                                                                                   

Çünkü muttakî âlimler, Rasulullah (s.a.s.)"i örnek edinmiş ve O"nun ahlâkıyla ahlâklanmış, yani O"nun Sünneti üzere yaşamaya gayret etmişlerdir…                                             

 

Rabbimiz Allah, âlemlere rahmet olarak gönderdiği Rasulü Muhammed (s.a.s.) için şöyle buyurdu:                                                                                                                 

 

“Andolsun size, içinizden sıkıntıya düşmeniz O"nun gücüne giden, size pek düşkün, mü"minlere şefkatli ve esirgeyici olan bir Rasul gelmiştir.”24                            

 

Rasulullah (s.a.s.)"in varisleri olan İslâm âlimleri, önderleri gibi olmaya gayret eder ve ümmetin dertleriyle dertlenip onların derdine devâ olmaya çalışır… Mazluma yandaş, zalime karşı durur… Allah"ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyen tağutlara karşı eliyle, diliyle ve kalbiyle mücadelesini sürdürür… Bu mücadeleden dolayı gelen müsibetlere sabreder ve:

 

“Biz Allah"a aidiz ve şübhesiz O"na dönücüleriz25 deyip Rabbi Allah"a dayanarak, dosdoğru yolda yürümeye devam eder…                                                           

 

Yoldaki engelleri aşmaya ve o engellere takılmamaya özen gösterir… Yolda, onu durdurmak için kurulan barikatlardan dolayı gözü yılmaz, onların üzerine cesaretle yürüdükçe birer birer yıkıldığı görülecektir…                                                                                            

 

Bir asırdan beridir işgal altındaki İslâm topraklarında esaret altında yaşayan ümmetin kurtulması için böyle önder ve öncü ulemâya ihtiyaç duyduğu apaçık bir gerçektir… Bu ihtiyacın giderilmesi, yine âlimlere düşer… Onların bu çağda gerekli olan vazifelerini kuşanması, ilimleriyle amel ederek örnek olması, mazlumların uyanmasına vesile olacak, haklarına sahib olup zulmü gidermesine sebeb teşkil edeceklerdir!..

 

 

      --------------------------------------------------------------------------------------------------                                                                                                                                                                                                             

 1- Taha, 20/114.                                                                                                                 

 2- Bkz. Enbiya, 21/107.                                                                                                     

 3- Bkz. Kalem, 68/4.                                                                                                          

 4- Bkz. Tevbe, 9/128.                                                                                                           

5- Bkz. A"râf, 7/158.                                                                                                         

6- Yunus, 10/62-64.                                                                                                          

7- Bakara, 2/257.                                                                                                                 

8 En"âm, 6/162.                                                                                                                 

Bu yazı toplam 3563 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim