• BIST 107.580
  • Altın 153,004
  • Dolar 3,7219
  • Euro 4,3756
  • Ankara 16 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Konya 17 °C
  • Antalya 23 °C
  • Diyarbakır 21 °C
  • Erzurum 16 °C
  • İzmir 17 °C
  • Rize 24 °C

Ailede ezilen olmasın

Abdullah Büyük

Aile içi şiddet ve ailede ezilenler konusu, müstakil eserlerimizde ailenin önemi ve aile kurumunun ihyası için ortaya koyduğumuz çalışmalarımızda sık sık işlenen bir meselemizdir. Aynı zamanda sebep ve sonuçları çok iyi analiz edilmesi gereken farklı bir mevzudur. 

Aile içi şiddeti; yalnızca erkeğin eşine uyguladığı sözlü ve fiili şiddete hamletmemek, tüm bireyler arasında yaşanan, gücü yetenin, güç yetirdiği üzerinde uyguladığı her türlü baskı ve dayatma olarak anlamak gerekir. Şiddet gören, zamanla şiddet gösteren taraf olacak, mağdurken, mağdur eden halini alabilecektir. Koca karısına, kadın çocuklarına, büyük kardeş küçüklerine sözlü ya da fiziksel şiddet uygulayacaktır. O halde şiddetin hiçbir türlüsü aileye sokulmamalıdır, zira bu, bir döngü halinde her bireye sıçrayabilir.

Şiddetin, toplum tarafından kişiye dikte edilen hatalı bir kodlama olduğunu söyleyebiliriz. Bilhassa erkek evlatlarını ağlamanın bile ayıp olduğu düşüncesi ile yetiştiren, erkeği vurma-kırma ile aynı cümle içine yerleştiren, gücünü arkadaşlarına dövülmemesiyle ölçen aileler; ileride şiddet uygulayacak potansiyel bir dayakçı koca yetiştiriyor olduklarının farkına varmalıdırlar.

Hz. Peygamber (s.a.v)’in şiddet ve şiddete ortam hazırlayan tavırlara asla yer vermediği bir gerçektir. Nitekim Hz. Aişe’nin, Rasulullah’ın hayatı boyunca hiçbir kadına ve hiçbir çocuğa elini dahi kaldırmadığına şahadeti son derece önemlidir. Hal böyle olunca, O’nun ümmeti olarak mü’minlerin de davranışlarını yeniden gözden geçirmeleri bir zarurettir. Çünkü toplum neyi öğretirse öğretsin, örnek alınan kuşaklar hangi doğruyu benimserlerse benimsesinler, doğru olarak kabul edilecek olan, mutlak örneğimiz Hz. Peygamber’in tavırlarıdır. 

Aynı zamanda bu sorunun ıslahı için ne kadar farklı yol ve metodlar izlenirse izlensin; aileler, hangi psikologların gözetimine girerse girsin, imana yönelik bir bağlayıcılık, kadınların ahiret gününde hesap unsuru olduğu şeklinde bir sorumluluk şuuru yerleştirilmediği müddetçe, şiddet sorununun aşılamayacağı acı bir hakikattir. 

Aile; fertlerini hem bağrına basan, hem eğiten, hem de birleştirici özelliği bulunan bir kurumdur. Bu sebeple aile; ezmenin değil sevmenin, şiddetin değil, şefkatin, dışlamanın değil kucaklamanın, kaçmanın değil sığınmanın konusu ve teması olmalıdır. İslam taraftarı; ister ailevi, ister toplumsal yönüyle değerlendirilsin, tarihte hep ezilenin, sömürülenin, mazlumun yanında olmuştur. Bu nedenle müslüman ve şuurlu ebeveynlerin olduğu bir ailede, ezilenlerden söz edilemez. Küçük bir zulüm görülse yahut aileden biri gaflete düşerek diğerinin hakkına girse, hemen uyarılacak, dünyevi cezalar uygulanamazsa da, uhrevi ceza ile korkutularak, zulümden caydırıcılık sağlanacaktır. Bu sayede, ezilenlerin olmayıp, ezdirmeyenlerin olduğu ailelerden müteşekkil toplumlarda da, genel bir barış ve huzur kendini hissettirecektir.

En önemli gündem maddelerinden biri olan barış konusu, fertten ve aileden başlarsa, toplumsal barışın sağlanması kolaylaşır. Bugün toplumumuza öyle bir barış formülü sunalım ki, herkes kabullensin. Böyle bir formülü ise ancak Rabbimizden yani Kur’an-ı Kerim’den alabiliriz.

“Şayet sen dünyalar kadar servet harcamış olsaydın bile, yine de onların kalplerini birleştiremezdin. Fakat işte Allah, onların aralarını bulup kaynaştırdı. Çünkü o, mutlak galiptir, hikmet sahibidir.” (Enfal/63)

Fertten aileye, toplumdan devlete kadar tüm insanlığın hasret kaldığı, ihtiyaç duyduğu tek formül, Rabbimizi tanımak, yasalarını iyi anlamak, kavramak, ve sonunda istenileni yerine getirmektir.

yeniakit

Bu yazı toplam 463 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim