• BIST 82.363
  • Altın 147,310
  • Dolar 3,7689
  • Euro 4,0344
  • Ankara -1 °C
  • İstanbul 8 °C
  • Konya 1 °C
  • Antalya 11 °C
  • Diyarbakır 4 °C
  • Erzurum -12 °C
  • İzmir 8 °C
  • Rize 8 °C

Acaba İran'a Sürekli Vurmanın da Stratejik Bir Gerekçesi Mi Var?

Nureddin Şirin
Suriye üzerinden İslam Cumhuriyeti nizamını ve devrim liderliğini yıpratma çabasına giren birtakım kalemler ve çevreler, nedense sürekli olarak, İslam Cumhuriyeti"nin “stratejik gerçekler” dolayısıyla Suriye"deki Baas rejiminin arkasında durduğunu ileri sürerek kara bir propaganda sürdürüyorlar. Hele de, Filistin davası"nı kendine eksen aldığını ileri süren bazı Müslümanların da bu söylemlere sıkça başvurması doğrusu şaşılacak bir durumdur.

Her şeyden önce idelojik karakteri ne olursa olsun bir “devlet”in “stratejik gerekçeler”i vardır; bu laik bir rejim için de, faşist bir rejim için de, İslami bir rejim için de geçerlidir. Devletlerin yanısıra, örgütlerin de, kurumların da "stratejik gerekçeler"i vardır. Bir İslam devleti"nin stratejik gerekçelerinin ne olacağını öncelikle Kur"an-ı Kerim"deki Enfal 77 ayetinden anlayabiliriz. Yine aynı şekilde, Hz. Resul-i Ekrem (s.a.v)"in Medine"ye hicret ettikten sonra, imzaladığı antlaşmalar ve yaptığı sözleşmelerin nedenlerine indiğimizde ortada “stratejik gerekçeler” olup olmadığını görebiliriz.

Burada, 33 yıldır emperyalist bir kuşatma ve saldırganlık ile boğuşan, siyonist İsrail rejiminin ortadan kaldırılması için bütün gücünü ortaya koyan, bundan dolayı da bütün dünyanın düşmanlığını üzerine çeken, karşılaştığı saldırı, komplo ve ambargolara rağmen bu yöndeki kararlılığından bir adım dahi geri atmayan İslami İran"ın, hangi “stratejik gerekçeler”e dayandığını, her şeyden önce küresel emperyalizm ve siyonizmin İran"ı nasıl bir "tehdit ve tehlike" olarak gördükleri yönündeki açıklamalarından çok daha iyi anlayabiliriz.

Bunlardan daha önce de söz etmiştik.

Bu yazımızda başka bir noktaya dikkat çekmek istiyorum:

Acaba, bu “stratejik gerekçeler” denilen şey, bu dünya hayatında herkese "helal" da sadece İran İslam Cumhuriyeti"ne mi “haram”dır? Yeryüzünde, “stratejik gerekçeler” üzerine politika geliştiren başka bir İslami grup ve yapı yok mudur? Yoksa bu “stratejik gerekçeler” denilen şey, İran İslam Cumhuriyeti ile birlikte politik sahneye giren “İran"a özgü bir kambur" mudur?

Genel hatlarıyla birkaç örnek verecek olursak:

Örneğin, Filistin"de başlayan 1987 intifadası ile birlikte aşina olmaya başladığımız Filistin İslami Direniş Hareketi Hamas vardır. Hamas hareketi “intifada” ile birlikte, kendi varlığını, mücadele ve direnişini ortaya koyduğunda, aynı zamanda Filistin davası simgesi haline getirilen bir de Yaser Arafat ve onun liderliğindeki El Fetih hareketi bulunmaktadır.

Yaser Arafat laik, ulusalcı ve Batı destekli bir lider olduğu halde, özellikle, onun liderliği altındaki El Fetih güvenlik güçleri, Gazze"de, Filistinli mücahidleri zindanlara doldurup kurşuna dizdiği halde, Hamas hareketi El Fetih ile “dostane” ilişkileri bozmamıştır. Zira, o dönemlerde El Fetih ile çatışmalara girmek, her şeyden önce hem Hamas Hareketi"nin gücüne darbe indirecek, hem de Filistin halkının nezdinde, “kardeşleriyle savaşan” bir örgüt durumuna düşecektir. El Fetih"in Gazze ve Batı Şeria"da Filistin İslami direniş mücahidlerine yönelik baskı ve zulümleri Arafat döneminden başlamış günümüze kadar gelmiştir.

Ta ki El Fetih içindeki ABD-İsrail destekli Muhammed Dahlan çeteleri, Hamas hareketine karşı büyük bir komplo içine girip birçok mücahidi katlettikten sonra başbakan İsmail Heniyye"nin evine roket atma noktasına ulaşınca, Hamas hareketi, Gazze"deki El Fetih sultasını deviren büyük bir askeri operasyon başlatmıştı.

El Fetih Hareketi"nin Gazze"deki bütün yönetim binalarına ve güvenlik merkezlerine giren Hamas mücahidleri, El Fetih"in ofis ve karargahlarındaki Arafat çerçevelerini de yerlere atarak parçalamıştı.

Burada Hamas hareketi, “stratejik gerekçeler”le El Fetih"in ihanetlerine sabretmiş, yöneticileri ile mudaraa yapmış ve ama bir noktaya geldikten sonra da yumruğunu masaya vurmuştu. Demek ki, Hamas açısından El Fetih ile çatışmaya girmek önceleri “maslahat”a uygun değildi, bir takım “stratejik gerekçeler”le onlarla mudaraa etmek gerekiyordu. Fakat aynı Hamas, bu kez başka “stratejik gerekçeler”le hem riskli hem de kritik bir karar alarak, El Fetih Hareketi"nin Gazze"deki sultasını alaşağı etmişti.

Hamas hareketi, 2006 seçimlerinden zaferle çıktıktan sonra, "İsrail" adlı gayri meşru yapının varlığını tanımayacağını ve Filistin özgürleşinceye kadar da “direniş”i bırakmayacağını ortaya koyunca; siyonist İsrail rejimi, küresel emperyalizmin ve bölgesel müttefiklerinin de desteğiyle Gazze"ye yönelik insanlık dışı ve barbarca bir ablukaya başladı. Bu ablukanın bir tarafında siyonist rejim varken, diğer tarafında da Hüsnü Mübarek rejimi vardı.

Mübarek rejimi sadece Gazze ambargosuna destek vermekle kalmıyor, Filistinli mücahidleri tutuklayıp zindanlara atıyor, işkence altında şehid ediyordu. Şehid edilen Filistinlilerden biri de, Hamas hareketi sözcüsü Sami Ebu Zuhri"nin kardeşi idi. Mısır zindanlarında onlarca Filistinli mücahid bulunuyordu. Nitekim Mübarek devrilince, Mısırlı devrimcilerin de yardımıyla zindanlardaki Filistinliler özgürlüklerine kavuşarak Gazze"ye dönmüşlerdi.

Fakat Hamas hareketi, Hüsnü Mübarek devrilinceye kadar Mısır yönetimi ile çatışmaktan sürekli kaçındı. Çünkü, Mısır Filistin İslami direniş hareketi için, “zorunlu” bir vasıta ve köprü idi. Bu köprüye vurmak, aynı zamanda kendi ayağına sıkmak anlamına geliyordu.

Mısır"da Hüsnü Mübarek rejimi ve bu rejimin istihbarat bakanı Ömer Süleyman, Hamas liderliğinin katıldığı bir çok toplantıda başkanlık ve arabuluculuk yapıyordu, ama aynı Ömer Süleyman"ın işkencecileri de zindanlardaki Filistinlileri katlediyordu.

Hamas bu işkenceci katil Ömer Süleyman"ın ellerini sıkarken, elbette haz almıyordu, ama bunu yapmaktan başka da çaresi yoktu. Çünkü bir taraftan hareketin esenliği, diğer taraftan da ambargo altında inim inim inleyen Filistin halkının esenliği adına buna katlanmak zorunda kalıyordu. Peki Hamas"ın firavun Mübarek rejimi ve siyonizmin yeminli işbirlikçisi işkence şefi Ömer Süleyman ile sürdürdüğü ilişkiler “stratejik gerekçeler”e dayanmıyor muydu? Eğer ortada “gerekçe-merekçe” yok idiyse, bu gülümsemeler, kucaklaşmayan, tokalaşmalar ne anlama geliyordu?

Hamas hareketi, ABD ve Batı ülkelerinin baskı ve ambargo duvarını yıkabilmek için Rusya ile politik ilişkiler içine girmesi, Halid Meşal"in şahsında Hamas liderliğinin iki kez Moskova"ya gitmesi, Kremlin şefleriyle görüşmesi “stratejik gerekçeler”e dayanmıyor muydu? Bu Moskova yönetimi Çeçenistan"ı baştan başa harabeye çeviren, on binlerce müslümanı katleden, kadınlarını, çocuklarını kaçırıp namus ve ırzlarına tecavüz eden katil, cani bir rejim değil miydi? Acaba, Hamas liderliği Moskova"ya Rus liderle görüşmeye gittiğinde, Çeçenistan"da işgal ve katliam durmuş muydu?

Nitekim, Hamas lideri Halid Meşal, Moskova ziyareti sonrasında, İslami kesimden bazılarının bu ziyarete tepki göstermesi karşın, ziyaretinin amacını şöyle “gerekçe”lendirmişti:

”Moskova ziyaretimiz, uluslararası konumumuzda önemli bir ilerleme sağlamamız açısından çok önemli bir adımdır. Çünkü Hamas'ı terörist örgüt olarak görmeyen Rusya, Ortadoğu Dörtlüsü ve Güvenlik Meclisi üyesidir. Rusya'nın daveti, Filistin halkının tercihine saygı duymanın ifadesidir. Biz, Rusya'nın bu duruşunu takdir ediyoruz. Rusya Başkanı Putin"in Hamas liderlerini davet etmesini takdir ediyoruz, cesur ve hikmetli bir duruş olarak görüyoruz. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve Putin"in Orta Doğu özel temsilcisi Alexander Saltanov ile yaptığımız görüşmeler, çok iyi ve yapıcı geçti. Filistin halkının işgalden kurtarılmasına yardımcı olmak, Ortadoğu barışının başlangıç noktasıdır. Rusya, adalete dayalı Ortadoğu barışının gerçekleşmesinde önemli rol oynayacaktır. Rusya"nın oynayacağı rolü, saygıyla karşılıyor, yapıcı olacağını düşünüyoruz. Rusya"nın Arap ülkeleriyle ilişkilerini geliştirmesi bizleri mutlu etti.”

Halid Meşal"in Rusya ziyareti konusunda ise, Filistin Başbakanı İsmail Heniyye, de 27 Mart 2006 tarihinde Filistin Meclisi'nde yaptığı konuşmasında "Hükümet olarak, Hamas'ı tehdit ya da uyarma yerine Hamas'la diyaloga girmeyi tercih eden Rusya'nın duruşunu takdir ediyoruz" demişti.

Burada Halid Meşal, Rusya ziyaretinin amacını dile getirirken “Filistin halkının işgalden kurtarılmasına yardımcı olmak” derken Heniyye de “Hamas'ı tehdit ya da uyarma yerine Hamas'la diyaloga girmeyi tercih eden Rusya” ifadeleriyle “stratejik gerekçeler” ortaya koymuş olmuyor mu?

Hamas lideri Halid Meşal, El Fetih ile “ulusal uzlaşma” görüşmeleri için Katar"ın başkenti Katar"a gidip Amerika"nın bölgedeki jandarması Katar Emiri ile birlikte görüşmedi mi? Bunun ardından Katar Veliaht Prensi Şeyh Tamim Bin Hamad El Tani ile birlikte, ABD ve siyonizmin diğer kuklası Kral Abdullah ile görüşmedi mi, burada kraliyet teşrifatı ile karşılanmadı mı? Hamas heyetiyle birlikte Amman'da bulunan Er Reşak, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, Halid Meşal başkanlığındaki HAMAS heyetinin Ürdün Kralı'na Filistin halkının direnişine verdiği destek dolayısıyla teşekkür ettiğini söylemedi mi?

Hamas açısından bu ziyaretin “stratejik gerekçeler"i yok muydu?

Yine Hamas üzerinden bir örnek verecek olursak, Filistin Başbakanı İsmail Heniyye, son yaptığı ziyaretlerde Bahreyn"e gitmedi mi? İsmail Heniyye"nin, Amerikan ve Suud desteği ile halkına kan kusturan diktatör Kral El Halife ile görüşmesinde, Bahreyn kralına “Filistin halkına verdiği destek”ten dolayı teşekkür etmedi mi? “stratejik gerekçeler” yok muydu?

Bu ziyaretlerin arkasındaki temel neden, yani “stratejik gerekçe” “ambargo ve yıkım altında çok zor şartlar altında yaşayan Filistin halkının esenliği için bu kraliyet rejimlerinden yararlanmak” değil miydi?

Biraz da Türkiye"ye gelelim;

Çoğunlukla dindarların oyları ile iktidara gelen Ak Parti hükümeti döneminde, siyonist rejim cumhurbaşkanı Şimon Peres"i meclise davet edip onları ayakta alkışlayanlar Ak Partili milletvekilleri değil miydi? Siyonist rejim ile parlamentolar arası dostluk grupları kuranlar Ak Partili milletvekilleri değil miydi?

Filistinlilerin kasabı olarak nam salmış bir katilin yanına gidip onunla tokalaşan Sayın başbakanımız Erdoğan değil miydi? Amerika"ya gidip, Türkiye"deki 28 Şubat darbesinin arkasındaki en etkin siyonist lobi JINSA"dan ödül alan bizim başbakanımız değil miydi? Davos"taki toplantıda “siz ancak insanları katledersiniz” diyen Sayın başbakanımız, aynı katili mecliste dinlerken, acaba o zaman bu Peres adlı terörist masum ve suçsuz biri miydi?

NATO adlı haçlı terör şebekesinin bizzat kendisi, soğuk savaş dönemi sonrasında “İslamla savaş halinde olduklarını” ifade ettikleri halde, Türkiye hala daha bu işgal ve katliam çetelerinin arasında niçin duruyor? Haçlı Amerikan emperyalizminin stratejik üssü olan Füze Kalkanı"nın Türkiye"de kurulmasını hükümetimiz acaba niçin istiyor?

Geçen yıla kadar "komşularla sıfır sorun" deyip balayılar yaparken, Suriye'de "40 yıllık diktatörlük" yok muydu?

"Mavi Marmara"nın İkinci Özgürlük Filosu ile yola çıkacağı ilan edilip binlerce Müslüman kayıt olduğu halde, bu sefer son anda niçin iptal edildi? Türkiye dışişleri, Gazze"ye gidecek yardım gemilerine Türk savaş gemilerinin eşlik edeceğini açıkladığı halde, dana sonra Türkiye"den Gazze"ye doğru yola çıkan geminin siyonist haydutlar tarafından Ashdod"a çekilmesine niçin fırsat verildi?

Siyonist rejimin Mavi Marmara"da gerçekleştirdiği katliamın ardından, bu katiller hakkında mahkemelerde dava açılacağı belirtilirken, daha sonra bu davaların açılması niçin engellendi?

Biz tüm soruları sorduğumuzda “stratejik gerekçeler”ini sıralayanlar ve bu gerekçeler ile politikalarına meşruiyet zemini oluşturanlar, acaba kaç kere sorgulandı, suçlandı? Bunlar için kaç kere “katillerin işbirlikçisi” ifadesi kullanıldı?

Demek, bu “stratejik gerekçeler” denilen şey, “Filistin davası” “Siyonizmin yok edilmesi” “Kudüs"ün özgürleştirilmesi” “Emperyalist hemegonyanın kırılması” gibi nedenlere dayandırılsa da, İran"dan başkası için her “gerekçe”ye “eyvallah”, ama İran bir “gerekçe”ye dayanacak olursa, “İran"a zehir zıkkım olsun", öyle mi?

Ya siz bırakın, şu gerekçeyi-merekçeyi; açıkça mertçe deseniz ya, “bizim İran"la bir sorunumuz var!” “Hamenei ile bir sorunumuz var!”

Böylesi daha "dürüstçe" olmaz mıydı?

Yoksa, sizin savunduklarınızın ve bayraklaştırdıklarınızın yanında “gerekçe”lerin çok daha fazlası var…!

Ya da şöyle soralım:

Acaba sizin sürekli İran'a vurmanızın ve dirsek atmanızın da "stratejik bir gerekçesi" mi var..?

nureddin@velfecr.com
Bu yazı toplam 1166 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim