• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Ankara -6 °C
  • İstanbul 3 °C
  • Konya -3 °C
  • Antalya 7 °C
  • Diyarbakır 4 °C
  • Erzurum -23 °C
  • İzmir 3 °C
  • Rize -2 °C

Abbas Sözünde Duracak mı?

Ahmet Varol

Türkiye’de pek yankılanmasa da Arap dünyasında epey gündemde kalan ve sanki Filistin meselesini bitirecek bir formül gibi gösterilen ve BM Güvenlik Konseyi’nin 2014-2015 dönemi üyelerinden Ürdün’ün sunduğu karar tasarısı kabul edilmedi. İçeriğine 26 Aralık 2014’te yayınlanan “Arap diktatörlerin Filistin tasarısı” başlıklı yazımızda yer verdiğimizden bugün sonuç ve sonrası üzerine bir değerlendirme yapacağız. 

Ürdün’ün sunduğu bu tasarı Arap ülkelerinin ortak formülü olarak kamuoyuna tanıtılsa da gerçekte Filistin Özerk Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas’ın istek ve önerileri doğrultusunda hazırlanmıştı. Oylama aşamasına gelinmesi öncesinde üzerinde birkaç kez değişiklik yapıldı ve bu değişiklikler de tamamen onun istekleri doğrultusunda oldu. 30 Aralık gecesi gerçekleştirilen olağanüstü toplantıda oylamaya sunuldu ve onaylanması için gereken dokuz kabul oyu verilmedi. On dönüşümlü, beş de daimi üyesi olan BM Güvenlik Konseyi’nin sekiz üyesi onay verirken, beş üye çekimser kaldı, ikisi de ret oyu verdi. Ret oyu verenler ABD ile Avustralya idi. İngiltere, Litvanya, Nijerya, Kore ve Ruanda çekimser kalırken, Ürdün, Çin, Fransa, Rusya, Arjantin, Çad, Şili ve Lüksemburg kabul oyu verdi. 

Filistin halkının gasp edilmiş haklarının iadesini sağlayacak bir çözüm formülü olmamasına ve bu konuda BM’nin daha önce çıkarmış olduğu kararlara yeni bir şey eklememesine rağmen böyle bir karar tasarısının bile Güvenlik Konseyi’nden geçememesi bu organın hâlâ uluslararası siyonizmin güdümünde olduğunu gösterir. Bunun da en önemli sebebi uluslararası siyonizmin dayatmalarını ABD ve İngiltere vasıtasıyla uluslararası alana taşıyabilmesidir. Son karar tasarısı oylamasında da reddedenlerin ve çekimser kalanların ABD ve İngiltere ile tamamen onların yörüngesine oturmuş ülkeler olduğu görülecektir.  Ürdün önerinin sahibi olduğundan onay vermiştir. Diğerleri diplomatik çizgilerini belirlemede daha bağımsız hareket edebilen ve kendi politikalarına göre tavır belirleyebilen ülkelerdir. 

Filistin direnişi İslâmî kanadıyla da sol kanadıyla da bu tasarıyı desteklemiyor ve Filistin halkının meşru haklarından büyük tavizler içerdiğini söylüyordu. Abbas’ın ve tasarıyı BM’ye taşıyan Arap ülkelerinin Filistin halkının onayına başvurmadan kendi başlarına hareket ettiklerini söylüyorlardı. Dolayısıyla her ne kadar reddedenler Filistin halkının değil siyonist işgalcilerin çıkar ve tercihlerini göz önünde bulundurarak böyle bir tavır sergilemiş olsalar da sonuçta Filistin davasının geleceği açısından da sakıncalı görülen bir planın başarısız kalmış olması sebebiyle Filistin direniş hareketleri sonuca üzülmedi. Filistin tarafında sonuca üzülen sadece Abbas ve ekibi oldu. 

Normalde karar çıksaydı da pratiğe taşınmayacaktı. Çünkü ya yine ABD engeliyle karşılaşacak ya da BM’nin Filistin davası hakkında aldığı diğer kararlar gibi kâğıt üstünde kalacaktı. Zaten bu kararın içeriği de eski kararların uygulamaya taşınmasıyla ilgili maddelerden oluşuyor; üstelik eskilerin sunduklarının bazılarından da vazgeçiyordu. Buna karşılık siyonist işgali meşrulaştırma uygulamasına Filistin Özerk Yönetimi ve Arap ülkeleri kanalıyla yeni katkılar sağlanmış, Filistinlinin haklarından vazgeçilmesinin resmileştirilmesi yönünde yeni adımlar atılmış olacaktı. 

Ayrıca işgalciye sunulan ve Filistin halkının meşru haklarından büyük tavizler içeren paket peşin verilmiş, karşılığında istenenler ise yine tamamen uluslararası emperyalizmin insafına terk edilmiş dolayısıyla gelmesi son derecede şüpheli bir veresiyeye bağlanmış olacaktı. 

Üstelik gerçek anlamda bir şey kazanılmadığı halde yine bilhassa Arap medyasında büyük bir zafer elde edilmiş gibi bolca davulu çalınacaktı. 

Fakat asıl önemli olan Mahmud Abbas’ın siyonist işgal rejimine yönelik tehditlerinde ne kadar ciddi ve gerçekçi davranacağıdır. Çünkü bu tasarının reddedilmesi durumunda işgal rejimiyle ortak güvenlik organizasyonu dâhil bütün ilişkileri keseceği, ekonomik bağları koparacağı, masabaşı görüşmeleri durduracağı ve işgalcilerin suçlarıyla ilgili davaları Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taşıyacağı tehditlerinde bulunmuştu. Bakalım bu tehditleri de eskiler gibi balon mu çıkacak yoksa Abbas bu kez gerçekten biraz Abbas mı çıkacak?

yeniakit

Bu yazı toplam 262 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim