• BIST 81.618
  • Altın 145,694
  • Dolar 3,7670
  • Euro 3,9908
  • Ankara 2 °C
  • İstanbul 6 °C
  • Konya 2 °C
  • Antalya 14 °C
  • Diyarbakır 5 °C
  • Erzurum -15 °C
  • İzmir 11 °C
  • Rize 12 °C

33 yıl sonra Erzurum(2)

Merve Kavakçı

Yeni Erzurum eski Erzurum’un çirkinliklerinden arınmış da demiştim... Şehre girdiğimizde çocukluk heyecanım içimi kaplamıştı. Sağa sola meraklı bakışlarla bakıyordum, sanki gözümden bir şey kaçacakmışçasına biraz da telaşlı şekilde. Değişmiş miydi çocukluğumun Erzurum’u acaba... Şehri hem tanınmayacak kadar tekamül etmiş, hem de otuz küsur yıl önceki kadar otantik buldum. Bazı şeyler aynıydı. Taş mağazaları sordum, burada dediler, Tabakane dedim, gösterdiler. Ya, kampüs....on sene gibi uzun bir süreyi geçirdiğimiz o üniversite neredeydi? Eskiden şehrin dışında olan Erzurum Atatürk Üniversitesi kampüsü kentin gelişmesi ile tam merkezde kalmıştı. Kampüs girişine yaklaşırken önünde sıra sıra dizilmiş yeni mezunlar dikkatimi çekti, baktım kız öğrencilerin aralarında başörtülü olanlar da var, hem de sayıları hiç de az olmayacak miktarda. Fotoğraf çekiyor, belli ki neşe içinde başarılarını kutluyorlardı. Oysa ne acılar görmüştü bu kampüs... Keplerinin altındaki başörtülerini onurla taşıyan yeni mezunlar... Oysa bu, şimdiki, ne büyük bir nimetti...farkındalar mıydı acaba..bugünlere ne denli zorlu bir mücadele sonucunda gelindiğinin idrakinde miydiler acaba... Taşıtımız kampüsün içine doğru süzülürken ben dalıp gitmiştim...

Evet bu kampüs çok acılar görmüştü. Kenan Evren’in defnedildiği günlerin hemen akabinde yapmış olduğumuz bu gecikmiş Erzurum seyahati ailemiz için bir zaman tüneli gezisine çoktan dönüşmüştü bile. Kah 2015’teydik, kah 1974. Kah 2000’li yıllarda Ak Parti iktidarı döneminde kalkınmada şahlanmış Erzurum’daydık kah 80 ihtilali öncesi korku dolu günlerde. Rica ettim, yavaş gidelim diye... Aracımız kampüsün içinde ilerlerken anılar, bugünkü gerçeklikle karışıp hem hal oluyor, annem ve babam hatıralarını paylaşıyordu.

1980 ihtilali için bazıları sağcı solcu çatışmasına endeksliydi der, malumunuz. Müslüman kimliği ile var olan kitle etkilenmemişçesine geliştirilmiş bu kanı gerçeği yansıtmaz benim hatıralarımda. Evren Paşa bir sağdan, bir soldan ipte sallandırabilmek için ortamın olgunlaşmasını beklerken, Müslüman kitle de dönemin üniversite yönetiminin gadabına uğramıştı Erzurum’da. Rahmetli Rektör Kemal Bıyıkoğlu’nu tenzih ediyorum tabii. Onu hayırla yâd ediyorum. Ülkedeki tek İslami İlimler Fakültesini de o açmıştı zaten. Erzurum’u  benim için çirkinleştiren yüzlerse, babamın bu fakültenin dekanlığını yaptığı daha sonraki rektörün yıllarına rastlar. Babam, Rektör Hurşit Ertuğrul, sanırım rektör yardımcısı(ydı) Macit Özkan gibilerle ters düşmüş, yaptıkları bütün baskılara rağmen direnmiş ve başörtülü öğrencilere başlarını açtırtmamıştı. Olacak iş miydi hiç? Hem bir Müslüman olarak, hem de başörtmenin farz olduğunun öğretildiği Kur’an eğitimi verilen bir kurumda, bu mümkün müydü hiç?... “Allah müstahakınızı versin” demedi yüzlerine belki amma...istifasını verdi, arkasına bakmadan çıktı, gitti. En verimli çağında...

Edebiyat Fakültesi nerede!, diye heyecanla sordum. Annem şu tarafta olmalı derken bulduk, “anne!” dedim “lütfen inelim, içeri girelim,” itiraz etmedi annem. Yavaş yavaş ilerledik “o” edebiyat fakültesine. Annemin tam otuz üç sene önce, gözleri nemli ayrılıp gittiği ofisine...

Dönemin dekanı Ahmet Çakır annemi görüşmek üzere çağırdığında, bu ziyaretin ne anlama geleceğini biliyordu annem. Henüz kırk yaşında, en verimli çağında bir akademisyendi o da babam gibi. Ama ah o başını örten örtüsü! O pek rahatsız etmişti dekan beyi. Dönemin ikna odası kuruldu hemen. CHP’li Nur Serter misali. Annemle aynı fakülteden Haluk İpekten görevlendirildi. Ya açmalı ya da terk etmeliydi annem! Gitmeyi seçti annem! Onuruyla gitmeyi ve otuz üç yıl sonra onuruyla dönmeyi...

Ah işte! “Anne, senin odan burasıydı değil mi!?” Başıyla ikrar etti annem. Boğazında bir şeylerin düğümlendiği belliydi... “a! ne tuhaf bir tesadüf! bir başka Gülhan’ın odasıymış bu şimdi”... “Anneciğim” dedim, “lütfen dur bir resmini çekeyim”...

Zaman tünelindeyiz... Hurşit Ertuğrul, Ahmet Çakır, Macit Özkan, Haluk İpekten ve nice “malum” zihniyet temsilcileri neredeler şimdi... Biz buradayız ve ahireti bekliyoruz, onlar utansın!

Not: Bugün inşaallah UDEF ve başkanlığını yürüttüğüm PAMER’in ev sahipliğinde Kafkas Sürgünü temalı programımızı gerçekleştireceğiz. Bilgi için www.pamer.org 

yeniakit

Bu yazı toplam 412 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim