• BIST 97.726
  • Altın 145,637
  • Dolar 3,5781
  • Euro 4,0001
  • Ankara 15 °C
  • İstanbul 20 °C
  • Konya 19 °C
  • Antalya 20 °C
  • Diyarbakır 21 °C
  • Erzurum 15 °C
  • İzmir 18 °C
  • Rize 18 °C

29 Mart Seçimleri ve Erbakan’ın Son Çağrısı

Nureddin Şirin
22 Mart tarihi önemli bir gün, tarihte bir dönüm noktası. Filistin İslami direnişinin ölümsüz önderi Şeyh Ahmed Yasin, bir sabah namazı sonrasında siyonist rejim güçlerinin attığı füzelerle Rabbine hicret etmişti bu gün…

Kandıra F Tipi Cezaevindeydik bu tarihte... Sabah namazı için kalktığımızda ilk olarak televizyon haberlerine bakmış, siyonistlerin Şeyh Ahmed Yasin"e füze saldırısı yaptığını öğrendiğimizde dona kalmıştık. Namaz vakti geçmesin diye abdest alıp koğuştaki diğer iki kardeşimizle namazı cemaatle kılarken gözyaşlarına boğulmuş, namazı güçlükle tamamladıktan sonra, koğuşun pencerelerini açarak yüksek sesle tekbirler getirmeye başlamıştık…

Bütün cezaevi tekbirlerle inliyordu; zira diğer blok ve koğuşlarda kalan Müslüman kardeşlerimiz de Şeyh Ahmed Yasin"in şehid edildiğini öğrendikten sonra hep birlikte tekbir getirmeye başlamıştı… 

Sabahın sessizliği “Allahuekber” feryadlarıyla delinmiş, siyonist düşmana olan öfkemiz koğuş duvarlarına çarparak yankılanıyordu…

Cezaevi gardiyanları sabah sayımına gelmeden önce, Şeyh Ahmed Yasin"in şehadeti münasebetiyle bir yazı yazıp Vakit gazetesine ulaştırılmak üzere kendilerine teslim etmiştim…

Aslında sözün bittiği andı…

Hem Filistin intifadası, hem de İslam Ümmeti Ahmed Yasin"siz kalmıştı: onun tekerlekli sandalyeye mahküm bedeninde oynayan uzuvları yoktu ama; iman, tevekkül, izzet, cesaret ve onur dolu liderliği ile bütün dünyayı yerinden oynatıyor, mücahidlere ruh ve yön veren konuşmaları Kudüs"ümüzün özgürlüğünü müjdeliyordu…

Şehid Ahmed Yasin, uzun yıllar esir kaldığı siyonist rejim zindanlarından özgürlüğüne kavuşup Gazze"deki kardeşleriyle buluştuğunda, direnişin şehidlerini selamladıktan sonra, “müminlerden öyle erler vardır ki onlar Allah"a verdikleri sözde sadakat gösterdiler; onlardan kimileri adaklarını yerine getirdi, kimileri ise sırasını beklemektedirler” ayetini okuyarak, cihad ve şehadet yolunda yürüme azmini ortaya koymuş, en büyük arzusu olan şehadete 22 Mart sabahı ulaşmıştı…

Yeri hiçbir zaman doldurulamaz olan Şehid Ahmed Yasin, Mele-i Ala"ya mahbubuna uçtuktan sonra, Filistin İslami direnişi şehidlerin pak kanlarının bereketiyle daha da güçlenerek, zaferlere doğru yürüdü…

Siyonist İsrail rejimi Şeyh Ahmed Yasin'i ortadan kaldırmakla Hamas direnişini kırabileceğini düşünmüştü, ancak 1992'de Hizbullah lideri Seyyid Abbas Musavi'yi şehid etmekle büyük bir hata yaptığı gibi, Şeyh Ahmed Yasin'i şehid etmekle de tarihi bir hataya imza attı; Lübnan ve Filistin İslami direnişleri bu iki aziz şehidin direniş yolunu parlak zaferlerle taçlandırarak siyonist rejime tarihin en ağır yenilgilerini tattırdırlar...

Şehid Ahmed Yasin Gazze"nin özgürleşeceğini müjdelemişti, Gazze özgürleşti; Kudüs"ün özgürleşeceğini müjdeledi, özgür Kudüs"ün aydınlık sabahının ışıltıları görülmeye başlandı…

22 Mart"ın yıldönümünde, aziz şehidimiz Ahmed Yasin"in pak kanları, kutlu hatıratı ve mukaddes mirası üzerine Rabbimize söz veriyoruz ki, şehidimizden devraldığımız sancağı Mescid-i Aksa"nın kubbesinde dalgalandırıncaya kadar, direniş, cihad ve şehadet hattından ayrılmayacak, inşaallah, şehidimize onun hoşnutluğu üzere ulaşacağız…

Yine bir 22 Mart…

Saadet Partisi"nin İstanbul Çağlayan meydanında düzenlediği mitinge giderken de içimde Şehid Ahmed Yasin"in anıları canlanmıştı; bir taraftan miting alanına doğru yürüyor, diğer yandan da, aziz şehidimizin mazlumane bir şekilde aramızdan ayrılışını gözlerimde canlandırarak, içimizdeki intikam ateşini körüklüyordum…

Miting alanına geldiğimizde, dört bir yandan akın akın meydanı dolduran Saadet Partililerin coşkulu sloganları üzerine, “tüm bu sloganlar siyonistlerin bağrına saplanan bir kurşun olur inşallah” temennisini dillendiriyordum…

Saadet Partisi"nin toplumsal tabanı üzerinde oluşturulan spekülasyonlar ve karartma girişimlerinin başarısızlığına, meydanı dolduran yüzbinlerle tanık olmuştuk… Özellikle meydandakilerin büyük bir çoğunluğunun dinamik ve coşku dolu genç kardeşlerimizden olması ayrı bir sevinç ve mutluluk vesilesi oluyordu…

Yerel yönetim seçimleri öncesinde düzenlenen miting, alışagelmiş seçim propagandalarından öte bir anlam ifade ediyordu; konuşmacılardan Saadet Partisi Genel Başkanı Sayın Prof. Dr. Numan Kurtulmuş ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Adayı Prof. Mehmet Bekaroğlu"nun yaptığı konuşmalarda öne çıkan husus, uluslar arası emperyalist statükoya bir meydan okuma şeklindeydi daha çok…

Mitingin en anlamlı yanı kuşkusuz ki, ilerlemiş onca yaşına rağmen bir nefer gibi mitinge katılarak bir konuşma yapan ve yaptığı konuşmayla, Türkiyeli Müslümanları siyonizmin tarih boyu sürdüre geldiği haince komplo ve saldırılara karşı uyaran Sayın Prof. Dr. Necmeddin Erbakan"dı…

“Bunları size hatırlatmam benim üzerime bir görevdir” diyerek sürdürdüğü konuşmasında, siyonizmin İslam"ı zayıflatmak ve ortadan kaldırmak için dört bir koldan saldırılarını sürdürdüğüne dikkat çekerek, Müslümanların asli görev ve sorumluluğunun siyonizmle mücadele olduğunun altını çiziyordu…

Erbakan Hocayı dinlerken hüzünlenmiştik de. Kendisine ayrılan sandalyesinde oturarak konuşuyordu, yaşı da epey geçmişti; işte o an, tekrardan Şehid Ahmed Yasin"i hatırlamış, bu yaşlı kahramanın oturduğu tekerlekli sandalyesinden siyonizme karşı nasıl mücadele ettiğini bir kez daha düşünmüştüm…

Erbakan hoca, tekerlekli sandalyede değildi ancak, yaşlılığından kaynaklanan bedeni zafiyeti onu oturarak konuşmaya mecbur bırakmıştı doğal olarak… O da oturduğu sandalyesinden siyonist düşmana meydan okuyor, 5765 yıllık siyonizm mikrobuna karşı uyarılarda bulunuyordu…

Hocayı dinlerken 33 yıl öncesine gitmiştim; o zaman kendisini salon toplantılarında ilk defa dinlediğimizde de, kendisinden duyduğumuz ilk sözler siyonizmin komploları olmuştu; Siyonist şef Theodor Herzl'in planlarını ve küstahlıklarını ilk olarak kendisinden duyup öğenmiştik…

33 yıl sonra yine aynı sözleri işittik kendisinden…

Bu zaman zarfında tanıdığımız, "dava dostu" olduğumuz o kadar çok kişi olmuştu ki… Gel gör ki, esen rüzgarlar kimleri alıp götürmedi… Artık bir çok “dava dostu”muz dünyanın yeni gerçeklerinden söz etmeye, "reel politik" diye bir efsunu bir tütsü gibi tüttürmeye başlamıştı. Onların yanında “siyonizmle mücadele” dediğimizde macerapereslikten hayalperestliğimize kadar hiçbir şey bırakmaz oldular. Onlara epey yabancılaşmıştık, zira bu kardeşlerimiz ve ağabeylerimiz yıllar öncesinde ve yıllar boyu dillendirdikleri ideallerinden kopmuşlardı…

Ancak Erbakan Hoca  -Allah uzun ve sağlıklı ömürler versin- belki de ömrünün son nefeslerinde, yola çıkarken savunduğu değerleri ve idealleri bugün de hiç değiştirmeksizin dillendirmeye ve insanlara bunu kazandırmaya devam ediyordu…

Eğer bugünden bir not düşecek olursak, Erbakan"ın son çağrısının “siyonizmle mücadelede gevşeklik göstermeyin. Bu siyonistlerin saldırı ve komplolarının başarıya ulaşmasına fırsat vermeyin” şeklinde olduğunu kaydetmemiz mümkün olacaktır…

Ve Erbakan"ın dünya Müslümanlarına mesajı…

Tahran"da düzenlenen "Uluslar arası Gazze Konferansı"ndan bir anekdotu aktarmakta yarar görüyorum…

Konferansı organize edenlere, Türkiye"den kimleri davet ettiklerini sorduğumda, Erbakan Hoca"nın davetli olduğunu belirtmişlerdi; ama Hoca'nın gelebileceğini düşünmemiştim. Zira, Hocanın ülke dışı programlara katılması zordu. Ancak onun yerine birilerinin gelebileceğini düşünürken, Milli Görüş davasının kadim ve yılmaz savunucularından Temel Karamollaoğlu ağabeyimizle karşılaştık konferans salonunda. Kendisi bize, Erbakan Hoca adına konferansa geldiğini, Hoca"nın kendisini çağırarak kendi adına bu konferansa katılmasını istediğini belirtince, yine bir şekilde Hoca'nın mesajının konferansa yansıyacağını öğrenmiş olduk…

Konferansa dünyanın bir çok ülkesinden çok sayıda davetli katılmıştı; Filistin direniş kadroları bütünüyle konferansa katıldığı gibi, birçok İslam ülkesinin yanısıra Müslüman olmayan ülkelerden de "siyonizm karşıtı" birçok şahsiyet konferansa katılanlar arasındaydı…

Programa katılan şahsiyetlerden bazıları iki gün boyunca konuşmalar yaptılar. İki gün süren konferansın ilk gününde, programın çok yoğun geçmesinden dolayı Sayın Karamollaoğlu"nun konuşma yapmasına fırsat kalmamıştı. İkinci gün Temel beyin konuşma yapmasını bekliyorduk…

Yine de çok sayıda konuşmacının olduğundan bu yoğunluk içinde Temel beye konuşma yapma fırsatının kalmayacağı ihtimali üzerine, bunun büyük bir eksiklik ve yanlışlık olacağı düşüncesiyle konferans sekreteryasının olduğu yere gittim. Oturumu Filistin direniş liderlerinden Ahmed Cibril yönetiyordu. Konferans sekreteryası da İranlılardan oluşuyor, belirlenen isimler oturum başkanına veriliyor, oturum başkanı da kendisine verilen isimlerden seçtiklerini konuşmasını yapmak üzere kürsüye davet ediyordu.

Sekretaryaya, Sayın Temel karamollaoğlu"nun da salonda olduğunu ve Erbakan Hoca adına konferansa katıldığını hatırlattıktan sonra, “Eğer Temel bey burada bir konuşma yapamayacak olursa, bu durum konferans için hem büyük bir eksiklik, hem de haksızlık olacak” diyerek Gazze ile dayanışma eylemlerinde İstanbul Çağlayan"da bütün dünyanın takdir ve hayranlıkla izlediği o büyük mitingin Saadet Partisi tarafından organize edildiğini, ayrıca siyonizme karşı mücadeleyi bizlere Erbakan Hoca"nın öğrettiğini hatırlatınca, sekreterya başkanından ilginç bir cevap aldım: “Erbakan Hoca bizler için de bir numaradır…”

Üzerine Temel Karamollaoğlu"nun ismi ve sıfatının yazıldığı kağıt oturum başkanı Ahmed Cibril"e ulaştırılmıştı…

Ben oradan Temel beyin yanına gittim ve konuşma sırasının gelmesini bekledim…

Ahmed Cibril önündeke listeden Temel beyin adını okuyunca, salondakiler doğal olarak dikkat kesildiler…

Sayın Karamollaoğlu kürsüye çıkarak İngilizce olarak konuşmasına başladı.

Besmeleden sonra söylediği ilk cümle şu olmuştu:

“Sizlere, bütün ömrünü siyonizme karşı mücadeleye adamış sayın Erbakan hocamızın selamlarını sunuyorum..!”

Salondakiler, Erbakan hocanın ismini duyunca ve ondan kendilerine selam geldiğini öğrenince yüksek sesle selamına mukabele bulunarak, Erbakan hocaya olan sevgilerini izhar etmişlerdi…

Temel bey konuşmasında, Erbakan hocanın siyonizme karşı ne denli hassas olduğunu ve ömrü boyunca siyonizme karşı nasıl kararlı bir şekilde mücadele verdiğini örneklerle aktardıktan sonra, Milli Görüş Hareketi"nin siyonizm tarafından sürekli hedef alındığını, 28 Şubat süreciyle birlikte Necmeddin Erbakan Hoca başbakanlığındaki hükümetin de siyonistlerin komploları sonucu yıkıldığını belirtti…

Karamollaoğlu sürenin yetersizliğinden sözlerini özetleme durumunda kaldı ve tekrardan salondakileri selamlayarak yerine geçti…

İşte o sırada, oturum başkanı olan Filistinli lider Ahmed Cibril, Sayın Karamollaoğlu"nun sözlerini özetlercesine, Erbakan hocanın siyonizme karşı mücadelede nasıl bir örnek şahsiyet olduğunu, Hoca"nın bu yöndeki emeklerine Filistinliler olarak minnettar kaldıklarını belirttikten sonra, Erbakan Hoca"nın önderliğinde kurulan D-8"e işaret ederek, bu projenin öneminden söz etti…

22 Mart Çağlayan Mitingi"nde Erbakan Hocayı dinlerken, siyonizme karşı mücadele konusundaki azim ve kararlılığına bir kez daha hem şükran, hem de hayranlıkla tanık oldum…

Diliyorum ki, Saadet Partisi de bu yolda eğilmeden, bükülmeden tam bir cesaret ve kararlılıkla yürüyecek, belki herkesten daha çok Hoca"nın bu mesajına sadakat gösterecektir…

Şair"in “Baki Kalan Gök Kubbede Hoş Bir Seda İmiş” dizesinde olduğu üzere, Milli Görüş davasının da bu ümmete bırakacağı en güzel sâdâ, "siyonizme karşı mücadele ahdi" olacaktır…

Bu yazı toplam 4953 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim