• BIST 97.984
  • Altın 145,792
  • Dolar 3,5776
  • Euro 4,0020
  • Ankara 19 °C
  • İstanbul 24 °C
  • Konya 20 °C
  • Antalya 23 °C
  • Diyarbakır 33 °C
  • Erzurum 21 °C
  • İzmir 19 °C
  • Rize 19 °C

28 Şubat sivil bir darbedir

28 Şubat sivil bir darbedir
28 Şubat Davası'nda "müşteki"lerden dönemin DYP Genel Başkan Yardımcısı Yavuz, "Genel başkanımızın önü kesilerek mağdur edilmiştir. Bu sivil bir darbedir. Demokrasi ağır bir darbe almıştır" dedi.

28 Şubat Davası'nda "müşteki" sıfatıyla beyanda bulunan dönemin DYP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Yavuz, "Başbakanlık Tansu Çiller'den alınmış, Mesut Yılmaz’a verilmiştir. Azınlık çoğunluğa, çoğunluk azınlığa dönüştürülmüştür. Genel başkanımızın önü kesilerek mağdur edilmiştir. Bu sivil bir darbedir. Demokrasi ağır bir darbe almıştır" dedi.

Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesindeki davada "müşteki" olarak ifadesi alınan Yavuz, 28 Şubat sürecinde yaşananların "DYP Genel Başkanı Tansu Çiller'i bitirme hareketi" olduğunu, bunun için de medya aracılığıyla her türlü karalama politikasının yapıldığını savundu.

DYP'nin Refah Partisiyle kurduğu koalisyon hükümetinin ardından ekonomide canlanma yaşandığını, terörle mücadele etkin politikalar izlendiğini ileri süren Yavuz, şunları anlattı:

"Bu durumdan memnun olmayanlar 'laiklik elden gidiyor' diye propaganda yaptırmıştır. Çeşitli entrikalarla TSK bünyesinde BÇG oluşturulmuştur. Refahyol hükümetini bitirmek için her yol denenmiştir. Başbakanlık Tansu Çiller'den alınmış, Mesut Yılmaz’a verilmiştir. Azınlık çoğunluğa, çoğunluk azınlığa dönüştürülmüştür. Genel başkanımızın önü kesilerek mağdur edilmiştir. Bu sivil bir darbedir. Demokrasi ağır darbe almıştır. 28 Şubat vakası başladıktan sonra sahte mağdurlar türemiştir. Bu davanın en büyük mağduru DYP Genel Başkanı Tansu Çiller'dir." 

Sanık avukatlarından Yasin Tekakça'nın "Sahte mağdurların kimlerdir?" sorusuna Yavuz, "Sayın Cumhurbaşkanının kızı Sümeyye Erdoğan, o zamanlar 12 yaşındaydı. Burada gördüm, şaşırdım. O günlerde çocuk yaşındayken nasıl mağdur olur?" dedi.

Yavuz, avukat Tekakça'nın, "Sizce bu eylemi gerçekleştirenler askerler mi, partinizden istifa eden milletvekilleri mi, yoksa güç odakları mı? sorusuna, "Müşterek bir kaos yaratılmıştır. Burada 'TSK’nın tümü suçlu' demiyorum. Hükümetten kurtulmak için her türlü çaba sarf edilmiştir" diye yanıt verdi.

"Kendimi sıkılmış, çöpe atılmış bir limon olarak hissettim"

Daha sonra ifadesi alınan müşteki eski Askeri Hakim Hasan Tüysüzoğlu, o süreçte kendisinin ve ailesinin baskı gördüğünü, hukuk fakültesi mezunu kızının Adalet Bakanlığının yazılı sınavını kazındığı halde, mülakatta elendiğini anlattı.

"Silahlı Kuvvetlerden ilişiğimin kesildiğini gazeteden öğrendim. Atılmadan önce bir soruşturma geçirmedim. Kendimi sıkılmış, çöpe atılmış bir limon olarak hissettim. Kızlarımın başı kapalı, orucumu tutuyorum, namazımı kılıyorum. Suçum buysa cezaya razıyım" diyen Tüysüzoğlu, bu sırada ağlamaya başladı.  

Tüysüzoğlu’na Mahkeme Başkanı Fevzi Şıngar su verdi.

Yasal dokunulmazlıkları olduğu halde TSK’dan birçok subayın ihraç edildiğini belirten Tüysüzoğlu, Ankara Barosunun kendisine avukatlık izni vermediğini, avukatlığa, uzun hukuki mücadele sonrasında dönebildiğini söyledi. 

Tüysüzoğlu, "Burada yargılanan arkadaşlara da şunu söylemek isterim. İrtica korkusu yanlıştır. Halkımız demokrasiyi benimsemiştir. Keşke 'Mağdur ettiklerimizden özür diliyoruz' deseler de, ben de davamdan vazgeçmiş olsam" diye konuştu.

O süreçte BÇG’ye yetkiyi verenlerin dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile Başbakanı Mesut Yılmaz olduğunu ileri süren Tüysuzoğlu, haklarında suç duyurusunda bulunulmasını istedi.

"Beni zindana atanlar sana az bile yapmış" 

Müştekilerden eski Tabip Kıdemli Albay Prof. Dr. Mustafa Kahramanyol da GATA'dan mezun olduktan sonra NATO'da farklı görevlerde bulunduğunu, bazı yabancı üniversitelerde bilimsel çalışmalar yaptığını ve kulak tedavisinde özel bir sistem geliştirdiğini anlattı. 

Bilimsel çalışmalarının birçok yabancı yayımda alıntılandığını belirten Kahramanyol, ancak TSK'dan "Bilimsel katkısı yok", "eşi kapalı", "tarikatçı" denilerek, ilişiğinin kesildiğini bildirdi. GATA'dan yaklaşık 20 subayla birlikte atıldığını gazeteden öğrendiğini, üniversitede derslere giremediğini, doktorluk yapamadığını söyleyen Kahramanyol, dava açılıncaya kadar neden ordudan ilişiğinin kesildiğini öğrenemediğini kaydetti.

Siyasi fikirlerini açıkça beyan etmediğinden hakkında soruşturma açılmadığını ifade eden Kahramanyol, şunları anlattı:

"İlk eşimin başının kapalı olduğu söylenmiş. İlk eşim hekimdi ve başı kapalı değildi. Kapatmış olsaydı makbul olurdu. Çevik Bir’in evine gitmişizdir, o da bize gelmiştir. Eşimin başının kapalı olmadığını bilir. Karara imza atarken vicdanı sızlamadı mı? Hiçbir tarikata mensup değilim. İddia edildiği gibi Hüseyin Işık ve Enver Ören’i tanımıyorum. Yayınları yoktur. Tarikatçı değilim ki emrimdekilere tarikat propagandası yapayım.

Kızım Birleşmiş Milletler'de bir sınavı kazanmış, ataması yapılmamıştı. Benden dolayı... Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’i ziyaret ettim, durumu anlattım. Demirel’e 'Benim TSK’dan atılmamı ne dediler de imzaladınız' diye sordum. 'Hatırlamıyorum' diye yanıt verdi. Sonra bana 'Başbakanlığım döneminde beni zindana atanlar, sana az bile yapmış' dedi. 28 Şubat meşru hükümete yönelik bir darbedir. Darbenin öncesinde TSK’da hazırlıklar başlamıştır ve kitle halinde ihraçlara başlanmıştır. Yüksek Askeri Şura bir kıyım makinesi olarak kullanılmıştır." 

Kahramanyol, bir soruyu yanıtlarken, "Ben sıradan bir adam değilim. TSK'da benim gibi bir adama köpek muamelesi yapılıyorsa, yazıklar olsun onlara. Cümle alem biliyor ki, TSK'da komutan emreder, sicil değişir. Bunu inkar eden kendisine aynada baksın" ifadelerini kullandı.

Sanıklardan Çetin Saner, Kahramanyol'un kendisine yönelik iddialarda bulunduğunu ifade ederek, Kahramanyol'un sicil amiri olmadığını, iddialarının yanlış olduğunu kaydetti.

Söz alan sanık Çevik Bir de Kahramanyol'un ilk eşinin "başı açık, modern bir insan" olduğunu, ikinci eşini ise hiç görmediğini söyledi.

Müşteki avukatlarından Emrullah Beytar'ın, GATA'da görev yaptığı dönemde darbenin konuşulup, konuşulmadığına ilişkin sorusu üzerine Kahramanyol, "Genel manada bir korku havası vardı. Her türlü asıllı, asılsız dedikodu dolaşıyordu. Herkes gölgesinden korkuyordu. Bazı insanlar, hayatı boyunca Atatürk'ten bir sayfa okumamış olmalarına rağmen, Atatürk'ün boy posterini odalarına koydular. Yani her devirde olduğu gibi kişiliksiz insanlar o dönemde de vardı" diye konuştu.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim