• BIST 102.270
  • Altın 149,533
  • Dolar 3,5485
  • Euro 4,2033
  • Ankara 15 °C
  • İstanbul 23 °C
  • Konya 14 °C
  • Antalya 20 °C
  • Diyarbakır 19 °C
  • Erzurum 6 °C
  • İzmir 14 °C
  • Rize 21 °C

100 yıllık geçmişimizi ve de geleceğimizi etkileyen Ergenekon...

Selâhaddin Çakırgil

100 yıllık geçmişimizi ve de geleceğimizi etkileyen Ergenekon yargılamaları sürerken...

*YALANI DOĞRULAYAN YALANLAMA  ve  İNKÂRLAR..

"Balyoz Darbe Planı" iddiaları üzerine açılan 196 sanıklı dâvanın 1 no.lu sanığı durumunda olan 1. Ordu (eski) Kom. (em.) Org. Çetin Doğan, bugünlerde savunmasını yapıyor.. O Balyoz Darbe Planı"ndaki korkunç ihanet planlarının ne olduğunu tekrarlamaya gerek yok.. İstanbul"un bazı büyük câmilerine,  Cuma Namazı sırasında patlayacak şekilde bombalar konulması; ülkede gerilimin yeteri kadar yükseltilmesi için, Yunanistan"la Ege hava sahasında bir çatışma ortamına sağlanacak şekilde tahrikler yapılması ve İstanbul"un Eyub, Fatih, Üsküdar gibi mütedeyyin olarak bilinen semtleri üzerine"çöküp", gerekli "temizliğin" bir gece içinde yapılması ve İstanbul ele geçirilince, otomatik olarak ülkenin diğer geri kalan kısmında da kontrolün daha bir kolayca  sağlanacağı ve böylece "ülkenin irticadan kurtarılacağı"  gibi iddialar bunların bir kaç tanesi idi..

Bu korkunç planlar hakkında kamuoyunda yetersiz de olsa, bir bilgilenme meydana geldi.. Gerçi, em. generalin Amerika"da akademisyen olarak bulunan ve kendisi gibi akademisyen olan bir Amerikan yahudisi ile evli olan kızı, yanına eşini de alıp tv. kameraları karşısında ve laik medyada, babalarının aleyhinde ele geçirilen belgelerin-bulguların teknolojik açıdan itibar edilmemesi ve taklid edilmesi kolaylıkla mümkün belge ve bulgular olduğu; bu belgelerin polis güçleri tarafından yazılarak yerleştirildiği ve sahteliği şeklindeki; delilleri çürütmeye yönelik iddialı açıklamalarıyla, aylardır arz-ı endam edip duruyorlardı, kamuoyu önünde.. Yani, em. Org. Doğan"ın savunmaları kamuoyu önünde aylar öncesinden beri yapılmaktaydı, ama, bu çabalar dar bir kemalist-laik kesim dışında inandırıcı etki meydana getirmemişti..

Hele de, em. generalin, ve çalışma arkadaşlarının‚ bu çalışmalar ele geçerse, askerî eğitimlerin kaçınılmaz bir parçası olan "Plan seminerleri" ve "Harb Oyunları" olarak gösterileceğine dair kendi ses kayıdları, korkunç hıyanet oyununu daha bir ortaya çıkarıyordu..

Ama, bir ihbar üzerine, Gölcük Donanma Komutanlığı"nda, çok önemli birimlerin komuta merkezlerinin altında,  özel olarak hazırlanmış mahzenlerde, çok özel muhafaza sistemleri altında korunan ve hassas elektronik kilitlerle açılabilen bölümlerde yerleştirilmiş çuvallar dolusu belgeler ortaya çıkarılınca, bütün o sahtelik iddialarının üzerine bir ibtal çizgisi daha çekilmiş oldu..

O kadar ağır ithamların hedefi olan bu kişi ve arkadaşlarının yerinde rütbesiz isimler olsaydı, muhakkak ki, tutuksuz yargılanmazlardı.. Bu noktada, "kanun önünde bütün vatandaşlar eşittir.." şeklindeki prensip, "bazıları daha çok eşittir.."  ironisiyle çiğneniyor.. Ama, bu gibi kişilerin yargılanmaya başlanmış olması bile Türkiye"nin son 100 yılına bakıldığında, devrim çapında bir gelişme.. Ki, şimdi ise, 'Balyoz Planı' iddialarıyla ilgili olarak Hava Kv. eski Kom. em. Org. H. İbrahim Fırtına, Deniz Kv. eski Kom. em. Oramiral Özden Örnek de yargılanan ve büyük kısmı yüksek rütbeli subaylardan oluşan 196 kişi arasında..

 

Çetin Doğan, tutuksuz olarak yargılama salonuna gelirken, mesajlarını medyaya ve tarafdarlarına  bütün serbestliğiyle veriyor ve hattâ ayakkabısının tozunu, emredip askere temizletebiliyor; ve dâvanın iddianamesini hazırlayan savcılar hakkında da ağır ifadeler kullanabiliyor ve "Savcılar,  Balyoz Güvenlik Harekât Planı'nın gerçekliğine iman etmiş görünüyorlar" diyor.

Doğan, 05-07 Mart 2003 tarihinde icra edilen Plan Semineri"nde yapılan değerlendirmelerin savcılarca, "bir darbe provası yapıldığı" şeklinde ele alındığını belirttikten sonra, "o seminere katılan 162 kişiden sadece 48 kişinin suçlanmasını tutarsızlık olarak gösteriyor ve o seminerde bulunan bütün subayların yargılanması gerektiğini dikte etmeye çalışıyor.. Genelkurmay Başkanı ve diğer üst  komutanların o günlerdeki Irak-Amerika Savaşı yüzünden bu Plan Semineri"ne katılamadıklarını belirtiyor ve "Katılabilselerdi, onlar da mı, darbe sanığı olarak yagılanacaktı?" diye soruyor.. 

Doğan, ayrıca, sözkonusu seminerin ses kayıtlarında yapılan incelemede yasadışı bir durumla karşılaşılmadığının, Tümg. Mehmet Daysal başkanlığındaki bir heyet tarafından hazırlanan raporla isbatlandığını da iddia ediyordu..

Ancak, ilginç bir noktayı da açıklıyordu, em. Org. Doğan, 2003 yılının Mayıs ayında dönemin Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarının Harb Akademileri'nde sunulan  bir "harb oyunu"na katıldıklarını belirtiyor ve Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün tatbikatın ardından kendisiyle yalnız konuşmak istediğini belirterek kendisine, seminerle ilgili olarak çok imalı bir soru sorduğunu ifade ediyor ve "Bu sorunun ardından topçu okulunda sınıf arkadaşı olarak başlayan, 1960 İhtilali sonrasında ABD'de birlikte görev yaparak devam eden arkadaşlığımız sona ermiştir" diyordu.

Em. Org. Çetin Doğan geçen yıl GATA'da tedavi olduğu dönemde o konuşmayı şöyle anlatmıştı.

"Bana sorduğu ilk soruyu çok iyi anımsıyorum. Sorusu, 'Birinci Ordu içinde bazı emekli orgenerallerin ve bazı sivillerin de bulunduğu bir grup tarafından ihtilal hazırlıkları yapıldığı yolunda bilgiler geldiği, ve bunun doğru olup olmadığı" şeklindeydi. Sorusunun benim için çok aykırı olması nedeniyle biraz nezaket sınırlarını da aşarak, kendisine çok net bir cevab verdim. Verdiğim cevabın sadece ilk cümlesini vermekle yetineceğim. 'Ben daima meşru sınırlar içerisinde bulundum ve bulunmaya da devam edeceğim."

Gerçekte ise, Doğan"ın bu sözlerinde de bir itiraf vardır.. Çünkü, geçmişin bütün ihtilallerinin de -başarılı olunduğu takdirde-, TSK. İçhizmet Kanunu"nun 35. maddesine dayandırılarak yapıldığı ve kanunî bir sınırlar içinde bir görevin yerine getirildiği iddiasına dayandırıldığı gibi, şimdi em. Org. Doğan da o -sözde- kanunîlik ve meşruiyyet sınırlarına sığınıyordu..

*

TSK"nın geçmişte neleri yalanladığı görüldüğüne göre..

Bu ses kaydı da doğru olabilir..

 

Sözün burasında, I. Ordu Askerî Savcılığı"nda gizlice kaydedildiği anlaşılan ve 15 Mart 2011 günü medyaya yansıyan ses kayıdlarına değinelim..

Askerî Savcılar Balyoz Darbe Planı diye isimlendirilen dava dosyası etrafında kendi aralarında konuşuyorlar..

Gerçi, Genelkurmay, bu ses kayıdlarını kesinlikle yalanladı..

Ama, Gen. Kur. -eski- Başk. (em.) Org. İlker Başbuğ"un, Poyrazköy"de ele geçtiği bildirilen en gerçek silahları‚ "Bunlar boru, yahuu..." ve Darbe Planları"yla ilgili belgeleri de, "kağıt parçası.." diyerek, tv. ekranlarında hışımla, nasıl da yalanladığını hatırlayalım..

O yalanlamaların, sonra nasıl gerçek olarak ortaya çıktığını millet görmedi mi?

Yani, yalanı doğrulayan bir yalanlama.. 

Belki, kanunda gösterilen usûller içinde bir kayıd yapılmadığı için, hukuken itibar edilmemesi gereken bir takım belgelerden sözedilebilir.. Ama, anlatılanlar, doğru olması, yalan ve uydurma olmasına nisbetle yüzde 99"a yakın bir gerçek gibi gözüküyor.. Ama, bir yerde, saatli bir bomba olduğuna dair konuşmaları duyduğunuzda, bu duyumun kanunlara uygun olmadığına bakarız deyip, patlamayı mı beklersiniz, yoksa tedbirleri mi alırsınız?

Bu konuda da durum, aynıdır..

Bu bakımdan, Genel Kurmay"ın, o gibi ses kayıdlarını da doğrulaması düşünülemezdi.. Çünkü doğrulasaydı, o zaman kendi kalesine gol atmış olacaktı..Üstelik, Taraf"tan Mehmet Baransu, bu ses kaydındaki kişilerden birisinin, kendisine gönderilen ve yayınlandığında büyük gürültü koparan "Balyoz Darbe Planları"nı, istendiği zaman doğruluğunun incelenmesi için verdiği Askerî Başsavcısı olan Bülent Münger"in sesi olduğunu belirtiyordu.. 

Üstelik, son kayıtlarda yer alan ifadelerin çoğu daha önceki davalarda ortaya çıkan bilgilerin teyidi niteliğinde.

Bu ses kayıdlarında askerî yargıçların anlattıklarına göre Silivri'de ortaya çıkanlar 'buzdağının görünen kısmı'. Objektif bir şekilde bilirkişi raporu hazırlayan binbaşının hayatının nasıl kaydırıldığı da anlatılıyor bu kayıdlarda..

Bu son kayıtlarda 'askerî yargıda bir günah keçisi bulunur ve dava onun üzerine yıkılır' şeklindeki yaklaşım da ilgi çekici... Askerlikten kaçmak isteyenlere para karşılığı çürük raporu ayarlayan çete liderinin bilgisayarlarında yapılan temizlikler, sivil savcılara gönderilen ihbar mektublarında suç unsurlarının nasıl ortadan kaldırıldığının anlatılması gibi daha birçok örnek de var ortada. Keza, I. Ordu"nun eski Komutanı ve Gen. Kur. (eski) 2. Başkanı Org. Ergin Saygun'un evine götürdüğü kurum bilgisayarının başına gelenler de ilginç.. 

Bütün bu suçlamalara karşı, askerî suçlanan askerlerce sık sık dile getirilen karşı savunma ise, 'Bunların bir yerlerde üretildiği.'  iddiası.. Son ses kaydı bu gibi iddiaların da sözkonusu planın ortaya çıkması halinde başvurulacak bir tedbir olarak önceden düşünüldüğünü ortaya koyuyor. Askerî yargıçlara göre, 'sivil savcılar literatürü bilmediği için anormalliği fark edemiyor'muş. Ki, bu iddia son derece dikkat çekici..

Geliniz, o kayıdlarda dile getirilen görüşlere -özetleyerek- göz atalalım:

 

1.ORDU ASKERİ SAVCILIĞI"NDA YAPILDIĞI BİLDİRİLEN VE BALYOZ DAVASI DEĞERLENDİRMELERİ SES KAYITLARINDA GEÇEN KONUŞMALAR

TOPLANTI KATILIMCILARI:
1.Alb.Bülent MÜNGER (1.ORDU ASKERİ BAŞSAVCISI):
ASKER HUKUKÇU 2:
ASKER HUKUKÇU 3:
ASKER HUKUKÇU 4:
ASKER HUKUKÇU 5:

Astsubaylar Askerî Mahkemelerin, suç dosyalarını nasıl kapattığını çözmüşler..


Alb.Bülent MÜNGER (1.ORDU ASKERÎ BAŞSAVCISI): Astsubaylar bak ne diyorlar biliyor musun, konuşmalarında..  Aralarında.. Bu iş keşke keşke Askerî Savcılığa intikal etseydi bak, bu iş keşke Askerî Savcılığa intikal etseydi diyorlar.. Ne olurdu diyorlar.. Askerî Savcılık, genellikle Askerî  Mahkemeler diyorlar.. Tamam mı.. araştırıyorlar bir tane günah keçisi..  Onun üzerine atıyorlar, olay bitiyor, diyorlar.  Adamlar o kadar güzel kurmuşlar ki, tahlil etmişler ki Askerî Mahkemelerin yapılarını, tamam mı.. Bir tane günah keçisi, şey komutanlarının da şeyiyle, desteğiyle bir adam üzerine yoğunlaşıp , onun üzerine mahkumiyet kararı çıkarırdı diyorlar.. Ama, şimdi olaylar sakat diyorlar..  Olay sivil savcısının gelip bunları (Gölcük"de Donanma Komutanlığı"nda son zamanlarda ele geçirilen ve darbe planlarını yansıtan gizli belgeleri) bulması kötü oldu diyorlar.. Keşke Askerî Savcılığa gitseydi diyorlar..

ASKERİ HUKUKÇU 2: Bak, ben sana söyleyeyim mi? Bak, bak.. 

X:  Mesela şeyin CD"leri.. Nazlı Ilıcak 7-8 senedir bir şeyler çıkacak deyip duruyordu zâten..

ASKER HUKUKÇU 2: Nazlı Ilıcak var ya abicim, bak, 5, 7-8 senedir yazıyordu, bunları.. Daha çok şeyler çıkacak, biliyor.. Bunlar ellerinde adamların, şeylerin.. Nazlı Ilıcak devamlı yazıyordu. Bunların hepsinin elinde belge vardı. Ama, ortam bekliyorlardı.. Çok daha kuvvetli oldukları zamanı bekliyorlardı..

ASKER HUKUKÇU 4: O zaman bu belgeler ellerinde varsa, gerçek bu belgeler, gerçek.. 

1.ORDU BAŞSAVCISI: Çetin Doğan"ın konuşmaları zâten normal değildi..

1.ORDU BAŞSAVCISI: Hıı hııı.. Tabii, ben söyleyeyim bak.. Çetin Doğan"ın konuşmaları normal değildi abicim.. O, emekli olmadan önceki konuşmaları, çok abuk subuk konuşmalardı. Bir bu konuştu, bir Hurşit konuştu..

ASKER HUKUKÇU 2: Ben de 15. Kolordu"daydım.. Adamlar acaib.. Acaib.. Herkesi şey yapıyorlardı yani.

ASKER HUKUKÇU 4: Abi, Hurşit Tolon gelmişti bizim oraya.. Acaib konuşuyordu adam yavv..

ASKER HUKUKÇU 2: Her gittiği yerde abuk subuk konuşmalar yapıyordu..

ASKER HUKUKÇU 4: Şey, (Org. olmayı beklerken, 2008 başında beklenmeyen bir anda istifa eden Korg.)  Metin Yavuz Yalçın.. Geldi o..

ASKER HUKUKÇU 2: Çetin Doğan da, Hurşit Tolon da, ikisi üst üste geldiler, bizim oraya.. Yani, onlarla başladı bu abuk subuk konuşmalar.. (...)

ASKER HUKUKÇU 3: TSK, 2 defa fiilen darbe yapmış..

ADLİ MÜŞAVİR: Alışılmadık konuşmalardı onlar..

ASKER HUKUKÇU 3: Birkaç kez Hükûmet"e muhtıra vermiş bir Silahlı Kuvvetler.. Yani, bunlar çok acaib karşılanacak şeyler..

ASKER HUKUKÇU 2: Hayır.. Cami bombalama planlarını, bizim cahil bir astsubay veya teğmenin hazırladığı bir şey gibi duruyor..

ASKER HUKUKÇU 3: Burada acaib olan sadece, o, camie bomba atmak gibi saçma-sapan böyle planlar var ya.. Onlar acaib..

1.ORDU BAŞSAVCISI: Hazırlayan adamların cahilliğinden kaynaklanmıştır. Hani.. Şey vardır.. İl Jandarma Komutanı birisine demiştir.. Bir plan yap işte.. İsmini koy, bir de olay yaz demiştir. Tamam mı.. Belki bu olayı okumamıştır bile üst rütbeler.. Yani, belki üst rütbedeki adamlar okusa kendi uçağımızı düşürme planı mantıklı mı diyorlar.. Geçmişte gemimizi batıran Deniz Kuvvetleri Komutanı, gemimizi jetlerle vuran Hava Kuvvetleri Komutanı oldu..(...) 

ASKER HUKUKÇU 2: Kendi gemisini batıran adam Deniz Kuvvetleri Komutanı oldu. Onu batıran adam da Hava Kuvvetleri Komutanı olmuştu.. Orgeneraller Türkiye"yi toparlamak için camide öleceklere  fire verilebilir gibi bir mantıkla bakıyorlardır.. Onların ruh hali normal değil.. Böyle planlar yapabilirler..

1.ORDU BAŞSAVCISI: Komutanların, orgeneral seviyesindeki komutanların var ya, insanları görüş açısı şu kadar, bit gibi görüyor, tamam mı? Seni, beni şu kadarcık bit gibi görüyor.. Yani, adam beni hâkim olarak görmüyor.. Kimse hâkim olarak görmüyor, yavv. Ben işe yarayan bir adamım, bir şeyim, tamam mı?

ASKER HUKUKÇU 3: O bakış açısı ayrı, ben ona katılıyorum..

ASKER HUKUKÇU 2: (...) Adamın şeyi bu.. Mantık olarak bunu düşünebilir.. Çünkü ben Hurşit Tolon"la birkaç defa karşılaştım.. Şeyde konuşmalar falan yapıyordu.. Adamların ruh hali normal değil.. Ben, olmuştur-olmamıştır demiyorum....Ama, yani yapılabilir.. Öyle planlar da yapılabilir.. Eger, çünkü.. Plan Semineri"ndeki 160 kişi daha var.. Planlara karşı çıkarlardı deniyor. Ama, askerlikte herkes bilmesi gereken kadar bilir.. Jandarma"nın planlarını diğerleri bilemezdi ki.. (...) Herkes, kendine verilen görevi biliyor yavv...

1.ORDU BAŞSAVCISI: Herkes kendi sorusunu yanıtlıyor.. Her birliğe soru yönetiliyor.. Sen bilirsin işte, Plan Seminerleri"ni.. (...) Her birliğin sorusu var, o soruları cevablarlar.. (...)

ASKER HUKUKÇU 5: Çetin Doğan, 2002-2003 Plan Semineri"nde kafasına uygun personel seçti.. Darbe ortamında rütbeye bakılmaz, iş yaparlığa bakılır..(...)

ASKER HUKUKÇU 4: Yani, onun için adamın rütbesine bakmıyor, işyaparlığına bakıyor. Benim emirlerimi tereddüdssüz yerine getirir mi? (...)

1.ORDU BAŞSAVCISI: Çetin Doğan, kendi önündeki cevablar hazır ya.. Dosya hazırlamış ya.. Şak diye sorular soruyor.. Onlarla ilgili adam, mesela kendi cevablarına eksik şey yapmış, eksik cevab hazırlamış..

ASKER HUKUKÇU 2: Bilemedin, birrrr.. Otur...
1.ORDU BAŞSAVCISI: Adamın tepkisini ölçüyor, olay öyle..   (...) 1.Ordu ve Kolordular arası yazışmalar ve emirler Darbe planlandığının delili... Sivil Savcılar  literatürü bilmediği için daha anlayamadılar.. Herşey ellerinen altında.. Ama, askerî yazışma usûllerini bilmedikleri için, anormalliği farkedemiyorlar.. Bak, normal bütün o emirleri, emirlerin götürülüş tarzını, hangi nelerin gizli olduğunu, hepsini ben çok iyi biliyorum..Bunlar daha ortaya çıkmadı.. İlerde bunlar da ortaya çıkınca.. (...) Olayın normal (Plan Semineri) olmadığı ortaya çıkacak.. (...) Hepsi emirlerde, taranmış vaziyette CD"nin içinde..

ASKER HUKUKÇU 4: Şeyde değil mi bunlar? O Balyoz CD"leri savcıların elinde değil mi?

1.ORDU BAŞSAVCISI: Yavv, şimdi şöyle.. Bütün o emirler var yavv.. Mesaj emirleri, Komutanlık emirleri taralı vaziyette.. Savcıların tarafsız bilirkişilerle çalışabilse, ellerindeki mesaj emirlerinden darbe hazırlığını hemen isbatlarlar..

ASKER HUKUKÇU 4: Tamam.. Balyoz CD"lerinde var bunlar.. Sen onları farkettin.. Ama, onlar farkedemedi.. Çünkü onlar askerlikten anlamıyorlar..

ASKER HUKUKÇU 5: Gene askerî bilirkişi.. (...)

ASKER HUKUKÇU 4: O dosyalara o savcılar yapamazlar . Ben hep onu diyorum... Bak, baştan beri ben buradayım.. O dosyayı anlamak zor, bilmek zor..

1.ORDU BAŞSAVCISI: Tarafsız olması lâzım.. Benim ilk denediğim bilirkişi.. Bilirkişi olan Binbaşı gibi yeteneklisini meslek hayatımda görmedim, ama, adamı, raporu nedediyle kaydırdılar..

ASKER HUKUKÇU 4: O binbaşı (...) Tamamen tarafsız, değil mi?

1.ORDU BAŞSAVCISI: Tamamen tarafsız bir çocuktu. Ben hayatımda öyle bir adam görmedim.. Bak sana ne diyorum.. Hazırladığı bilirkişi raporunda adam öyle bir rapor hazırlamış ki,  meselâ.. ... tarihte bir yönerge geçiyor.. Üzerine tıklıyon, yönerge şakk diye önüne geliyor..  Bulamazsın yönergeyi.. Yok ortalıkta.. Herif buldu.. Bak, yaz Genelkurmay"a.. O yönerge"yi getirin..  "Yok, imha edildi.." derler.. Adam, 2003 yılındaki yönergeyi bulmuş, kaydetmiş.. Mümkün değil.. Tecrübeli bilirkişi falan diyorlar ya.. Yavv, subay..  Yemin ediyorum, tecrübeli subay getirsinler..

ASKER HUKUKÇU 5: İş rütbeye bakmaz... (...)

1.ORDU BAŞSAVCISI: Ben isim belirtmedim ki.. Adam dört dörtlük çalıştı.. Raporunu hazırladı.. Baksanız CD"lere, nasıl biliyor musunuz? Yedi bin, 8 bin tane belge var yahu.. Onları bulacaksın tek tek.. Sıraya koyacaksın.. Emir.. Kronolojik sıraya koyacaksın.. Genç bir beyin lâzım tamam mı? Ama...

ASKER HUKUKÇU 4: Aslında ideal bir bilirkişiydi o çocuk..

1.ORDU BAŞSAVCISI: İdeal yahu.. Dört dörtlük.. Bana deseler ki, şurdan tekrar adam.. Tekrar.. O arkadaşı .. (...) adamdan şunu istedim ben.. Bütün o karışıklığı düzelt.. Sıraya koy.. Hangileri yayınlanmış.. Sıraya koy, çıkar ortaya.. Sıraya koy.. Ve çocuk hakikaten bütün o  soruşturmanın yönünü tayin ede, hem onlar açısından, hem bizim açımızdan şey çıkardı, yol çıkardı..

ASKER HUKUKÇU 5: Sonra hayatı kaydı..

1.ORDU BAŞSAVCISI: Sonra hayatı kaydı.. Ama, göreceksin, yani normal...

ASKER HUKUKÇU 3: Şimdi nerde, abi?

1.ORDU BAŞSAVCISI: Şimdi, Kocaeli"nde..

1.ORDU BAŞSAVCISI: Bak, yemin ediyorum, 25 senelik meslek hayatımda yani bu sistemde bir bilirkişi görmedim abi.. Bilgisayara tıklıyorsun, yönerge karşına çıkıyor yahu.. Nasıl yaptı ki herif, onu bilmiyorum.. Proğramı falan var, herhalde..

ASKER HUKUKÇU 4: Böyle bir çocuğa yazık etmişler o zaman.. Çetin Doğan, Kara Kuvvetleri Kom.lığının emrine rağmen semineri oynamış.. CD"lerde herşey var.. Net..

ASKER HUKUKÇU 3: Ben hâlen anlamadım, Çetin Doğan savunmasını neye koyuyor.. "Böyle bir şey olmadı"ya mı koyuyor; "Oldu ama, bu darbe değil"e mi koyuyor.. Ben anlamış değilim..

ASKER HUKUKÇU 5: Şöyle diyor..

ASKER HUKUKÇU 2: Sahte diyor..

1.ORDU BAŞSAVCISI: Emir.. Resmen emir.. Hiçbir şeylik yok yani.. CD"ye taranmış emir.. Diyor ki, kardeşim bu..

ASKER HUKUKÇU 5: İç tehditle oynamayın diyor..

1.ORDU BAŞSAVCISI: Boş verin diyor.. Başka zaman.. Altında Aytaç Yalman"ın imzası.. Herif taramış onu.. Tamam mı.. CD"ye taramışlar.. Aynı adam..

ASKER HUKUKÇU 5: Gözlemci raporları sende var mı?

1.ORDU BAŞSAVCISI: Var tabii.. Hepsi taranmış.. Bütün seminer sonuçlarının raporları var, CD"lerde..

1.ORDU BAŞSAVCISI: BALYOZ ile 12 EYLÜL Planları örtüşüyor, üzerinde çalışmışlar..

ASKER HUKUKÇU 2: Sonuç raporlarında böyle bir olaya yok..

1.ORDU BAŞSAVCISI: Yahu, adamlar söylemiyor ki, şeye (Genelkurmay"a) sordum "Niye böyle?" diye.. Falan filan dedi, öyle geçiştirdi.. Ben size bir şey söyleyeyim mi.. BAYRAK Harekât Planı"nın bütün emirleri daktiloyla yazılan bütün dökümanlar, binlerce döküman...

ASKER HUKUKÇU 4: BAYRAK dediğin, 12 EYLÜL Darbe Planı değil mi?

1.ORDU BAŞSAVCISI: 12 EYLÜL Darbe Planı"nın bütün şeyleri CD"ye taranmış vaziyette..

ASKER HUKUKÇU 4: Yani, aslında 12 EYLÜL Darbe Planı"nın üzerinde çalışmışlar..

1.ORDU BAŞSAVCISI: Tabiî, tabiî.. Aynen.. Hepsi uyuşuyor..

ASKER HUKUKÇU 2: 12 EYLÜL'ün şeylerinin üzerinden gitmişler. Bütün dinci basın yazıyor bunları..

ASKER HUKUKÇU 5: Ama, o sonradan çıktı...

1.ORDU BAŞSAVCISI: Ama, bi dakka..

ASKER HUKUKÇU 4: Bak bak.. Savcı Bey başka bir şey söylüyor abi..

1.ORDU BAŞSAVCISI: Suha Tanyeri, 12 EYLÜL Planları"nı  diğer Plan Subayları"nın haberi olmadan, arşivden kendisinin çıkardığını itiraf etti... Ben size bir şey söyleyeyim mi.. Daha bu, aysberg"in (buzdağının) görünen yüzü..

1.ORDU BAŞSAVCISI: Suha Tanyeri"ye sordum onu.. Adam diyor, biz çıkarttık gittik, arşivden..

ASKER HUKUKÇU 2: Tamam, arşivden çıkartabilir canımm.. Çıkarmadılar demiyorum.. Dışarısı tarafından Bayrak Planı biliniyor  (...)

1.ORDU BAŞSAVCISI: Plan Subayı da bilmiyor, Suha Tanyeri biliyor.. Bak, ben size bir şey söyleyeyim mi? Daha bu, aysberg"in görünen yüzü..  Birgün lâzım olur diye, güncelleyip kullanabilmek için evrakları sürekli saklıyorlar.. (...)

ASKER HUKUKÇU 2: ...Burda en büyük sıkıntı ne, biliyor musun? (...)

1.ORDU BAŞSAVCISI: Burda adamlar giderken, her komutan giderken, neler yapılmış...

ASKER HUKUKÇU 2: Bilgisayar MEBSS Sorumlusunu, buradaki bütün bilgileri evine aktarıyor..

ASKER HUKUKÇU 4 : Yapma, yavv..

ASKER HUKUKÇU 2: Tabii canım, tabii, tabii..

ASKER HUKUKÇU 4 : Emekli olurken veya buradaki bilgileri götürmüş..

ASKER HUKUKÇU 2: Tabii, tabii.. Birol anlattı işte..

*

ASKER HUKUKÇU 5: Ergin Saygun unutmuş, yavv.. "HİZMETE ÖZEL.."  bilgisayarını buradan almış, evine götürmüş, planlar bilgisayarda yüklü.. İnternet"e takmlış.. Ona da virus girmiş mi!.. Tutuşuyor Birol Yarbay.. (...)

ASKER HUKUKÇU 4: Bütün 1. Ordu"nun gizli planları bir anda internet ortamında.. Apar topar, gecenin bir yarısı.. Bizim Birol gidiyor burdan.. Birol müdahale ediyor.. Panik..

ASKER HUKUKÇU 5: Sabaha kadar uğraştım diyor..

ASKER HUKUKÇU 2: Hayır.. Niye arkadaş.. Bu adam bunları evine götürür, anlamadım ki.. Burada bittiğ izaman, bunun orgeneralliği bittiyor mu?

ASKER HUKUKÇU 4: Yaa abicim.. Bak şimdi.. Denizcilerin o belgelerinin (Özden Örnek"in günlüklerinin) bulunması.. Diyor ya.. Bunlar bizim şeyimiz.. Hafızamız.. Hafızamızı silemeyiz.. (...)

1.ORDU BAŞSAVCISI: Ben size Balyoz CD"lerini vereyim, hiçbirisine yalan diyemiyorsunuz.. Bunu siviller yapamaz (üretemez) Mümkün değil.. Ve bütünlüğü bozan bir şey yok.. Bak, ben size vereyim, o CD"lerin hiçbirisine yalan diyemiyorsunuz.. Hepsi mesaj emirleri, Kara Kuvvetleri emirleri..

ASKER HUKUKÇU 5 : Olabilir.. ama, bu Câmi"ye şey.. İnsanın kafası donuyor..

1.ORDU BAŞSAVCISI: (...) Belgelere bakın.. Yan Planların bin yansıları yapılmış... O Cami bombalamalarının yansıları, tamam mı.. Yavv, olamaz böyle bir şey diyorsun.. Bunu siviller yapamaz (üretemez).. Bütününe baktığınız zaman, bütününü bozan bir şey de yok...

ASKER HUKUKÇU 5 : Abi, her şey, her yerde yavvv.. (...)

1.ORDU BAŞSAVCISI: Bu CD"ler gelmişi , toplanmıştır. Tamam mı.. Burada da açılmıştır.. Bunları incelememiştirler bile.. Belki görmemişlerdir bile.. (...)

ASKER HUKUKÇU 2: İşin salaklığı, adam kendi ses kaydını almış, yavv..

ASKER HUKUKÇU 4: "Çökeriz" diyor, İstanbul"un üzerine.. Ne demek? İstanbul"un üstüne çökmek.. Çökeriz diyor..

ASKER HUKUKÇU 3: Tabii canım, darbe yapar bunlar.. (...)

ASKER HUKUKÇU 4: Hani diyor ya... İstanbul"un üzerine çökeriz.." diyor ya.. Normal bir Plan Semineri"nde niye çöküyorsun İstanbul"un üstüne, kardeşim? İşte stadlara bilmem kaç yüz bin kişiyi niye topluyorsun?. Bu normal seminerde.. (...)

1.ORDU BAŞSAVCISI: Onlara soruver, öyle ecevab versinler önce.. Bak en temel soru o.. Nedir yani böyle, İstanbul"la alıp veremediğin? Al Yunanistan"ı incele.. Tamam yani..

Niye, İstanbul"u mahalle mahalle inceliyorsun.. Esas soru bu.. Savcıların bunu sorgulaması lâzım.. Niye alışveriş merkezlerini belirliyorsun?  (...)

1.ORDU BAŞSAVCISI: Genel Kurmay Başkanı kim? Hilmi Özkök.. İstemiyor.. Aytaç Yalman.. İstemiyor.. 

ASKER HUKUKÇU 2: Hilmi istiyor..

ASKER HUKUKÇU 4: Ama vazgeçti, istemiyor diyelim.. Şimdi burası Plan hazırlıyor.. İstanbul ayağı tamam diyelim.. Ankara"da kim var? İki tane , bu işi istemeyen.. Aytaç Yalman, özkök.. Jandarma Genel Komutanı o şey, kim.. 4. Kolordu Komutanı kim o tarihte.. Bakın onları bir değerlendirin.. Hilmi Özkök"le Aytaç Yalman"ı ben şey yapabilir miyim? Atamaz mıyım?

1.ORDU BAŞSAVCISI: Şimdi Jandarma Genel Komutanın çıkmadı mı abicim.. Yargıtay Krokisi"ni bile gördüm ben..

ASKER HUKUKÇU 5: Sivil Yargıtay"ın değil mi?

1.ORDU BAŞSAVCISI: Sivil Yargıtay... Yargıtay"ın planları çıktı.. (...)  Taşlar oturuyor yerine.. Planların ayrıntılarını katılımcıların herbiri bilmez..

ASKER HUKUKÇU 3: Yani bu kadar general, bu kadar kurmay subay, ne bileyim bu kadar albay gelip de böyle bir plan...

ASKER HUKUKÇU 4: Yavv, caminin bombalanacağını kaç kişi biliyor? Uçağın düşürüleceğini kaç kişi biliyor?

ASKER HUKUKÇU 3: Ordu, bu..  (...)

ASKER HUKUKÇU 4: Şimdi o senin binbaşıyı.. Tekrar bilirkişi olarak çağırması gerekmiyor mu, mahkemenin..

1.ORDU BAŞSAVCISI: Gerekiyor normalde.. Çağırmaları lâzım o çocuğu.. O binbaşı yerine, killi-milli tecrübeli bir kurmay olsaydı, sanki bunlar normal bir Plan Semineri  diyebilecek miydi?

ASKER HUKUKÇU 4: Bilirkişiyi kim tayin etti? Ne diyecekti? "Bir dakika, bir dakika.. Ben Komutana sorayım, geleyim.." diyecekti..

ASKER HUKUKÇU 5: Aynen öyle..

ASKER HUKUKÇU 4: Dii mi ? 

ASKER HUKUKÇU 2: Kesinlikle evet.. Bilirkişi, Komutana, ne yapayım diye sorsa, Komutan ne diyebilir ki? "Gerçek de olabilir, olmayabilir de.. deyip, suya sabuna dokmunma.." diyebilir..

1.ORDU BAŞSAVCISI: Komutana ne diyecekti, abi..

ASKER HUKUKÇU 2: Silahlı Kuvvetlerimize, suya sabuna dokunmadan, aslanlar gibi bir ifade ver.. (...)

ASKER HUKUKÇU 5: Bu belgeler gerçek değil mi diyecekti?

ASKER HUKUKÇU 2: "Gerçek olabilir de, olmayabilir de.." Bu kadar işte.. Al, çık işin içinden.. Ne var , yani..

ASKER HUKUKÇU 4: Öyle de olur, böyle de olur, tabii..

1.ORDU BAŞSAVCISI: Ne diyecekti.. Sıraya koy desen, koyamıyorum, komutana sorayım..

ASKER HUKUKÇU 2: Beş bin sahifeyi nasıl sıraya koyayım ben diyecek.. (...).

1.ORDU BAŞSAVCISI: İşim vardı, komutan koysun.. Kolay değil.. O binbaşı, başına gelecekleri bilseydi, belki o da raporu böyle yazmazdı.. Hayatı kaydı çocuğun..

ASKER HUKUKÇU 2: O binbaşı, bunlar geleceğini, yapar mıydı onu?

ASKER HUKUKÇU 4: Yapmaz mı yavv.. Ne yapsın yavv.. Çocuk o kadara çalışmış, akademiyi kazanmış, kurmay subay olmuş.. İstikbal vaad eden..

1.ORDU BAŞSAVCISI: Ve adam, dört dörtlük..

ASKER HUKUKÇU 4: Baksana, abimin anlattığı.. Dört dörtlük.. Hayatı kaydı çocuğun yavvv..  Paşaların kaldığı ‚ (askerî) cezaevinde yönetmeliği uyguladığı için,  Cezaevi Müdürünü Diyarbakır"a sürdüler..

1.ORDU BAŞSAVCISI: Orduevi, şey.. Cezaevi Müdürü yerinde olmak istemezdim yani, arkadaşlar..

ASKER HUKUKÇU 5: Kim ister abi.. Şey.. Öbür Cezaevi Müdürünü de sürmüşler ordan..

*

Evet askerî yargı mensubları arasında, bir gelişigüzel sohbet şeklinde cereyan ettiği anlaşılan ve sivillerce üretilmesi de pek mümkün gözükmeyen ve üstelik, kimlerin sesi olduğuna dair ciddî teşhis iddiaları da medyaya yansıyan kişiler sözkonusu.. Ama Genelkurmay, hemen yalanlıyor.. Bu metinler ise, yalanı doğrulayan yalanlama mahiyetinde..

Bunlar, TSK"da, kendi halkına karşı tertibler, oyunlar, entrikalar içinde olan nasıl bir komuta kadrosu ile, nasıl bir kemalist-laik / jakoben, tepeden inmeci komuta kadrolarıyla karşı karşıya olduğumuzu göstermiyor mu?

*

İşbu  Ergenekon cinayetkârlığı, son yüzyılımıza mührünü vurmuştur..

 

Şubat-2011 ortasında, Tayyîb Erdoğan, "Ergenekon"un nerede olduğunu, adresini söyle de gidip ben de üye olayım.." diyen CHP lideri  Kılıçdaroğlu"na, "Ergenekon"u öğrenmek istiyorsan Dersim'e bak.."  diye karşılık verince, Kılıçdaroğlu, "Biz de bakmak istiyoruz, belgeleri niye gizliyorsun, açıkla..." diyor ve demagojiye kaçıyordu.. 25 Şubat 2011 günü., Afyonkarahisar"da.. Kılıçdaroğlu, "Devletin arşivlerinin de belli bir süre sonra açılması lâzım. Kendi tarihimizi bilmek zorundayız. Daha sağlıklı tahliller için bunların olması gerekli.." demeyi de ihmal etmiyor, ve Genelkurmay"ın da artık arşivlerini açması gerektiğini hatırlatıyordu.. Ama, Kılıçdaroğlu bilmiyordu ki, CHP"nin 1939"dan önceki gizli oturumlarının zabıtları bile açıklanamıyor, hâlâ da.. Eğer, şimdi gerçekten de arşivlerin açılmasını istiyorsa, buyursun, önce kendi partisinin gizli arşivini bir açsın; açabilecekse...
Kılıçdaroğlu, Başbakan Erdoğan"ın', "tek parti dönemi uygulamaları"nı eleştirmesinden rahatsızlığını ise,  "Eleştirecek başka bir şey bulamıyor da onun için, Cumhuriyet tarihiyle hesaplaşıyor.." diye değerlendiriyordu.. Ki, burada haksız denilemez.. Çünkü, Erdoğan gerçekten de 1937"de yaşanan Dersim İsyan ve Faciası"nı da Ergenekon cinayet örgütünün işi olarak nitelemekle,  o dönemin en tepe sorumluları olan M. Kemal ve İsmet Paşa"ları da tartışmanın odağına çekmiş oluyordu..

*

Ülkedeki siyasî tartışmalar içinde gözlerden kaçan bir söz daha vardı.. Halbuki, önemli bir sözdü.. BDP Batman m.vekili Bengi Yıldız"ın Güneydoğu"daki toplantılarda 21 Şubat günü yaptığı, medyaya yansıyan bir konuşmada Tayyîb Erdoğan"ı eleştirirken, "Geçmişte de İsmet ile Mustafa kandırmıştı bizi.." demesi, öyle geçiştirilecek cinsten bir söz değildi. Bu söz, tabiatiyle, Mustafa ve İsmet, sadece kürdleri mi kandırmış da, başkalarını kandırmamıştı, diye bir soruyu beraberinde getiriyordu..

Bu m.vekilinin de sözünü ettiği Mustafa ve İsmet"in sadece kürd halkına değil, ülkenin bütün müslüman halklarına ve hattâ müslüman olmayan unsurlarına bile, ne gibi akıl almaz muameleler sergilediklerinin acısı derindir ve resmî ideolojinin zırhları delinmedikçe, engellemeleri kırılmadıkça, bunların ortaya dökülmesi henüz de mümkün gözükmemektedir..

 

 

*

**

* GENERAL MUĞLALI"YI SAHİBLENMEK, HERKESTEN ÇOK TSK İÇİN LEKEDİR!

Sadist, işkence yapmaktan şehevî zevk alan bir cinayetkâr olan Orgeneral Mustafa Muğlalı"nın ismi Van- Özalp"taki askerî kışlaya, 28 Şubat Zorbalığının estirdiği dalga ile verilmişti..

Bu isimlendirme, "Biz de onun takibçisiyiz.." mânasını taşıyordu ve bu ismi oraya TSK verdiğine göre, bu takibçilik iddiasının sorumluluğu da ona aid oluyordu..

Şimdi, anlaşılıyor ki, Başbakan Erdoğan Gen. Kur. Başk. Org. Koşaner"den, o cinayetkâr kişinin isminin kaldırılmasını istemiş ve haberlere göre, bu istek yerine getirilmiş.. Haberin doğru olması umulur.. Ki, bunun ilk işaretlerini bir ay kadar öncelerde, Van m.vekili Gülşen Orhan hanım"ın bir konuşmasından  hissetmiştim.. Çünkü, Gülşen hanım, "Mustafa Muğlalı ismi buradan, eninde sonunda, ama, mutlaka kalıdırılacak"  diyor ve bu ismin burada kalmasının da zulüm olduğunu belirtiyordu, kısaca...

Gülşen Orhan hanım, AK Parti m.vekili olarak, bu konuyu Erdoğan"a aktarmış ve olumlu cevab almış olmalıydı ki, kamuoyuna yansıyan böylesine açık, net bir beyanda bulunuyordu..

O kışlanın ismi değiştirilmekle, TSK da üzerine abanan/ abandırılan kara lekelerden birini atmış olur.. Umulur ki, böyle bir karar, sadece siyasî baskıyla olmayıp, TSK"nin kendi barsaklarını temizlemek arzusundan da doğmuş olsun..

Kimdir Muğlalı?

Aralık-1930"da, yapılmak istenen  ve sırf jakoben/ tepeden inmeci, kemalist/ laik devrimlere direnen kitlelerin ve bütün kamuoyunun üzerine irtica diye saldırılabilmesi için psikolojik baskı uygulamak üzere o zamanın "Derin Devlet"i, / Ergenekon"u eliyle tertib olunduğu anlaşılan, Menemen"deki meşhur Kubilay Cinayeti entrikasından sonra kurulan Askerî Mahkeme"nin başkanıydı, Muğlalı.. Ve o yargılamalarda düzinelerce insan için idâm kararını vermişti..

Ve o şerefle, bütün mertebeleri üstün hizmetle ödüllendiriliyor ve orgeneral oluyor.. Van-Özalp"ta, 30 Temmuz 1943 tarihinde, TC vatandaşı olan ve İran-Türkiye sınırında canlı hayvan kaçakçılığı yaparak geçimlerini temin etmeye çalışan 33 insanı, sırf benzerlerine korku olsun diye katlettiren, kurşuna dizdiren bir general..

Ve nihayet, demokratlaşma sürecine girildiği ve tek parti diktatöryasının suyunun ısınmaya başladığı günlerde, Muğlalı 1948"lerde tutuklanıp idâm talebiyle yargılanırken; Adnan Menderes"in / Demokrat Parti"nin iktidara gelmesiyle, üzerine daha bir çöken hüzün ve umutsuzluğu kalbi kaldıramaz, cezasının Temyiz incelemesinin sonucunu beklerken, cezaevinde ölür..

Böyle bir zâlim, acımasız generalin ismi, özellikle de Van bölgesindeki bir kışlaya yeniden verilmişti, kitlelere nanik yaparcasına..

*

Bu satırların sahibinin bu konu üzerinde 35 yıl öncelerden beri yazdığı onlarca makale ortadadır, ama, genel olarak müslüman kamuoyu, günlük baskılarla, o dönemi tartışacak bir noktaya henüz de gelememiştir..

Halbuki, hele de askeriye"de, yaptıklarının hesabının birgün sorulabileceği ve bunun sorulamaması için her türlü tedbirin önceden ve usûlünce kitabına, kanunlara uygun şekilde alınmasına verilen isim olan Muğlalı Kompleksi, hükmünü derinden derine icra ediyordu..

Bu Muğlalı Kompleksi"nden, birgün sorguya çekilme korkusundan kurtulması gerekiyor, TSK"nin..

 

Evet, TSK, kendi halkının zorbası ve kendi ülkesinin işgal gücü durumunu sürdürmekten kurtulmak istiyorsa, önce işbu Muğlalı Kompleksi"nden kendisini kurtarmalı ve bu gibi zâlimlerin isimlerini illâ da Başbakan"ın verdiği emirle değil, kendiliğinden, üzerlerindeki bu kanlı irin lekesini temizlemelidir..

Bunu yapmaya hazır mı, Genelkurmay ve bütünüyle TSK?

Hazırsa, onun Genelkurmay"ın içbahçesindeki "Kahraman Kumandanlar"  heykelleri arasında yer alan heykelini kaldırmalıdır. Çünkü, o bir kahraman değil, bir sadist cinayetkârdır.

*

**

Ve bütün bunlardan sonra.. Tekrarlamayılıyız ki,  her ne kadar, önceki saltanat dönemleri de müslümanların iradelerinin ibtal edilmeye ve zâlimlere itaate şeriat adına çağrıldığı bir dönemdi. Ama, son yüzyılda toplumumuza ârız olan, kendi halkının inanç değerlerine yabancılalaşmış yerli kolonial kuklalar eliyle müslümanların tepesine çöken laik- jakoben zorbalar güruhunun kurdukları tahakküm sisteminin, Jön- Türkler"den, İttihad-Terakki"den, Cumhuriyet adına –ama cumhurun iradesi yok edilerek, yok sayılarak- tesis olunan ve kemalist -laik resmî ideoloji saltanatına kadar uzanan çizgi boyunca ortak  dinamosu, bugün Ergenekon"da sembolleşen bir zâlim, ceberrut anlayıştır..

Bu zorbalığın kırılması için, müslüman halkların her bir ferdinin daha bir teyakkuz halinde olması gerekmektedir..

haksöz

Bu yazı toplam 1308 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim